r6zdC. {{Kitap Kitap_adı =Semerkant Resim = isbn_id =ISBN 975-08-1003-1 Yazarı =Amin Maalouf Basım_tarihi =1998 1. Basım Yayınevi = Yapı Kredi Yayınları Dili =Türkçe Türü =Roman }} Semerkant, "Afrikalı Leo" 1986 kitabı ile ünlenen Lübnanlı yazar Amin Maalouf`un Fransızca olarak yazdığı roman. Yapıt, Ömer Hayyam`ın Rubaiyat adlı elyazması eserinin 1072 yılında Semerkant`da başlayan ve 1912`de Titanik`te biten hikayesini ele alıyor. "Semerkant" 1988 Esin Talu-Çelikkan tarafından Türkçe`ye çevrilmiştir. Kitabın Arka Kapağı `Titanic`te Rubaiyat! Doğu`nun çiçeği Batı`nın Çiçekliğinde! Ey Hayyam! Yaşadığımız şu güzel anı görebilseydin!` Amin Maalouf, `Afrikalı Leo`dan YKY, 1993 sonra bu kez Doğu`ya, İran`a bakıyor. Ömer Hayyam`ın Rubaiyat`ının çevresinde dönen içiçe iki öykü... 1072 yılında, Hayyam`ın Semerkant`ında başlayan ve 1912`de Atlantik`te bitmeyen bir serüven... Bir elyazmasının yazılışının ve yüzlerce yıl sonra okunurken onun ve İran`ın tarihinin de okunuşunun öyküsü/tarihi... } Amin Maalouf, Doğu`ya, İran`a bakıyor. Ömer Hayyam`ın Rubaiyat`ının çevresinde dönen içiçe iki öykü... Kitabın Özeti } Semerkant; Ömer Hayyam, Vezir Nizam-ül Mülk ve Hasan Sabbah`ın yaşadığı; Büyük Selçuklu Devleti ile Karahanlı Devleti mücadelelerin ve mezhep kavgalarının olduğu 11. yüzyılda başlıyor. Baş karakter Ömer Hayyam`ın Semerkant`tan, Selçuklu başkenti İsfahan`a olan hikayesi ve Selçuklu politikalarındaki etkisi anlatılıyor. Bu öykü, Ömer Hayyam`ın Rubaiyat`ının Hasan Sabbah`ın ajanlarının eliyle Alamut Kalesine taşınmasıyla bitiyor. İkinci uzun bölüm ise Fransız asıllı Amerikalı gazeteci Benjamin O. Lesage`in 20. yüzyıl`ın başında İran`a Şahlık rejimi dönemindeki ziyaretlerini ve bu sıradaki İran üstündeki emperyal politikaları anlatıyor. Kitap, Rubayiat`ın Titanik`te taşınırken batıp, kaybolmasıyla bitiyor. Alıntılar ve Kaynakça } Amin Maalouf, Semerkant, 1988, çeviren Esin Talu-Çelikkan, YKY 24. baskı; arka kapak KaynaklarVikipedi
147 Görüntülenme Kitap Hakkında "Titanic'te Rubaiyat! Doğu'nun çiçeği Batı'nın çiçekliğinde! Ey Hayyam! Yaşadığımız şu güzel anı görebilseydim!" Amin Maalouf, "Afrikalı Leo"dan YKY, 1993 sonra bu kez Doğu'ya, İran'a bakıyor. Ömer Hayyam'ın Rubaiyat'ının çevresinde dönen içiçe iki öykü... 1072 yılında, Hayyam'ın Semerkant'ında başlayan ve 1912'de Atlantik'te bitmeyen bir serüven... Bir elyazmasının yazılışının ve yüzlerce yıl sonra okunurken onun ve İran'ın tarihinin de okunuşunun öyküsü / tarihi...Sayfa Sayısı 256Baskı Yılı 2016Dili TürkçeYayınevi Yapı Kredi Yayınları Yayına Hazırlayan Selahattin Özpalabıyıklar Çeviren Ali Berktay İlk Baskı Yılı 2001 Sayfa Sayısı 256 Dil Türkçe Daha fazla göster İnceleme Yazın İnceleme yazabilmek için üye olmanız gerekmektedir İnceleme yazabilmek için üye olmanız gerekmektedir Alıntı Yazın Alıntı yazabilmek için üye olmanız gerekmektedir Lütfen üye girişi yapınız. Lütfen üye girişi yapınız.
Bin Muhteşem Güneş Kitabı Ile Ilgili Incelemeler Fatih Belediyesi, Kadim İstanbul'da Bisikletle Kültür ... - İki afgan kadının, beklenmedik şekilde kesişen kaderleri.. 50 tl üstü standart teslimatlı siparişlerde kargo bedava! Bin muhteşem güneş kitap özeti. Meryem yasak bir ilişkiden meydana gelmiş bir çocuk. Kitap türüyabancı romanlar, öykü/hikaye orjinal adıa thousand splendid sunsçevirenpüren özgören. Hepsi birbirinden güzel eserlerdir ve hepsi bir solukta okunacak kadar sürükleyicidir. Okuma alışkanlarımız benziyor birbirine yazın yazmıştım bin muhteşem güneş ile ilgili bir yazı ben de. Uçurtma avcısından sonra bir diğer efsane kitap ben kitabı çok beğendim okurken olayı içinde yaşıyorsunuz ki çoğu kitapta böyle aslında. Khaled hosseini'n 'bin muhteşem güneş' adlı eseri ile sizlerleyiz. Roman adı bin muhteşem güneş romanın yazarı Uçurtma avcısı bin muhteşem güneş ve dağlar yankılandı. Bin Muhteşem Güneş… - Oyunun başı sonu… from Kitap başta iki karakteri ayrı ayrı ele almış. Bin muhteşem güneş avantajlı fiyatlarıyla hemen satın almak için tıklayın! Bin muhteşem güneş, ilk romanı uçurtma avcısı'yla tüm dünyada inanılmaz bir başarı yakalayan hosseini'nin ikinci romanı. Kitabı almadan önce bin muhteşem güneş inceleme kısımlarını gözden geçirebilirsiniz. Bugün düşüncelerimi paylaşmak istediğim kitap khaled hosseini 'nin yazmış olduğu son kitap bin muhteşem güneş. Khaled hosseini'n 'bin muhteşem güneş' adlı eseri ile sizlerleyiz. Khaled hüssein bin muhteşem güneş kitap eleştirisi. Bin muhteşem güneş kitap yorumu yorumu yapanlar kitabın dili ve içeriğiyle ilgili bilgiler verirler. Uçurtma avcısından sonra bir diğer efsane kitap ben kitabı çok beğendim okurken olayı içinde yaşıyorsunuz ki çoğu kitapta böyle aslında. Çünkü ben kitabı okuyup bitirdikten sonra bile çoğunlukla ilk alındığı günkü kadar temizdir. Belki birilerinin bir şekilde ihtiyacı olur diye düşündüm. Bin muhteşem güneş khaled hosseini everest yayınları çeviren Meryem yasak bir ilişkiden meydana gelmiş bir çocuk. Bin muhteşem güneş kitap i̇nceleme. Bin muhteşem güneş romanında khaled hosseini yine afganistan'da yaşanan savaşın insanların hayatlarını nasıl mahvettiğini anlatıyor. Bin muhteşem güneş kitap yorumu yorumu yapanlar kitabın dili ve içeriğiyle ilgili bilgiler verirler. İki afgan kadının, beklenmedik şekilde kesişen kaderleri. Yorum yapılmamış on temmuz 26, 2019. Devamı için sayfanın en üstündeki ilgili başlığa tıklayabilirsiniz. In ağustos böceki, in bin muhteşem güneş, in khaled hosseini. Khaled hüssein bin muhteşem güneş kitap eleştirisi. Bin muhteşem güneş, yazıları olan bir dünya fotoğrafına benziyor. Bin muhteşem güneş kitabı, işgal altında inleyen afganistan'ı bu kez kadınların gözünden anlatıyor. Uçurtma avcısı bin muhteşem güneş ve dağlar yankılandı. Hepsi birbirinden güzel eserlerdir ve hepsi bir solukta okunacak kadar sürükleyicidir. Bin muhteşem güneş, gerçek anlamda beklenen bir roman… bu kitapta öyle büyük şeyler gizli ki, kapağını açtığınız zaman ile kapattığınız zaman arasında iki farklı insan olacaksınız. Kitapta geçen bu dizelerle başlamak istedim inceleme yazıma. Glorrry Books Ağustos 2014 from Bin muhteşem güneş kitap i̇nceleme. Devamı için sayfanın en üstündeki ilgili başlığa tıklayabilirsiniz. Eğitim öğretim i̇le i̇lgili tüm belgeler > kitap özetleri > roman özetleri. Hepsi birbirinden güzel eserlerdir ve hepsi bir solukta okunacak kadar sürükleyicidir. Bin muhteşem güneş khaled hosseini kitap hikayesi konusu kısaca anlatılmaktadır. Önce kitap ile ilgili genel birkaç tespitime değineceğim. Meryem yasak bir ilişkiden meydana gelmiş bir çocuk. O zamanlar o kitabı o kadar beğenmiştim ki daha iyi bir dram kitabı yazılabileceğini düşünemiyordum. Uçurtma avcısı bin muhteşem güneş ve dağlar yankılandı. Bin muhteşem güneş en uygun fiyat, hızlı kargo ve kapıda ödeme seçenekleriyle İki afgan kadının, beklenmedik şekilde kesişen kaderleri. Meryem hayata şanssız başlamış, evlilik dışı birliktelik sonucu doğmuştur. Uçurtma avcısı yazarın ilk romanıdır. Bin muhteşem güneş khaled hosseini kitap hikayesi konusu kısaca anlatılmaktadır. Evet kar bizi teğet geçti. Bin muhteşem güneş avantajlı fiyatlarıyla hemen satın almak için tıklayın! Bin muhteşem güneş orijinal adı Yorum yapılmamış on temmuz 26, 2019. Bin muhteşem güneş romanında khaled hosseini yine afganistan'da yaşanan savaşın insanların hayatlarını nasıl mahvettiğini anlatıyor. In ağustos böceki, in bin muhteşem güneş, in khaled hosseini. Için o savaşa katılıp, o kıtlığı ve yokluğu kitaptaki karakterler ile birlikte yaşadığım için bu kanıdayım. Kitapta geçen bu dizelerle başlamak istedim inceleme yazıma. Devamı için sayfanın en üstündeki ilgili başlığa tıklayabilirsiniz. Bin muhteşem güneş orijinal adı Bin muhteşem güneş, gerçek anlamda beklenen bir roman… bu kitapta öyle büyük şeyler gizli ki, kapağını açtığınız zaman ile kapattığınız zaman arasında iki farklı insan olacaksınız. Kitap başta iki karakteri ayrı ayrı ele almış. 16,7bin puan 2299 i̇nceleme. Güneş Sistemi dışında uydu keşfedildi from Bin muhteşem güneş kitap açıklaması. Khaled hüssein bin muhteşem güneş kitap eleştirisi. Kitapta geçen bu dizelerle başlamak istedim inceleme yazıma. Bin muhteşem güneş, ilk romanı uçurtma avcısı'yla tüm dünyada inanılmaz bir başarı yakalayan hosseini'nin ikinci romanı. Için o savaşa katılıp, o kıtlığı ve yokluğu kitaptaki karakterler ile birlikte yaşadığım için bu kanıdayım. Khaled hosseini'n 'bin muhteşem güneş' adlı eseri ile sizlerleyiz. Bin muhteşem güneş avantajlı fiyatlarıyla hemen satın almak için tıklayın! Uçurtma avcısı bin muhteşem güneş ve dağlar yankılandı. Uçurtma avcısı yazarın ilk romanıdır. Burma günleri özet inceleme ve george o. Yorum yapılmamış on temmuz 26, 2019. Meryem hayata şanssız başlamış, evlilik dışı birliktelik sonucu doğmuştur. Bin muhteşem güneş orijinal adı 16,7bin puan 2299 i̇nceleme. Kitap türüyabancı romanlar, öykü/hikaye orjinal adıa thousand splendid sunsçevirenpüren özgören. Kitapta geçen bu dizelerle başlamak istedim inceleme yazıma. A thousand splendid suns yazar Kitabı almadan önce bin muhteşem güneş inceleme kısımlarını gözden geçirebilirsiniz. Bin muhteşem güneş kitap özeti. Uçurtma avcısından sonra bir diğer efsane kitap ben kitabı çok beğendim okurken olayı içinde yaşıyorsunuz ki çoğu kitapta böyle aslında. Khaled hossaini'nin everest yayınları'nda ki diğer kitabı Bin muhteşem güneş avantajlı fiyatlarıyla hemen satın almak için tıklayın! Roman adı bin muhteşem güneş romanın yazarı bin muhteşem güneş. Bin muhteşem güneş kitap yorumu yorumu yapanlar kitabın dili ve içeriğiyle ilgili bilgiler verirler.
Semerkant ne demek? Semerkant’ın anlamı nedir? Semerkant nerede? Semerkant’ta gezilecek yerler nelerdir? Semerkant’ın Türk-İslam tarihi açısından önemi nedir? Ulu Hakan Timur’un başkenti; Semerkant’ın kısa tarihi...Özbekistan’da tarihî bir şehir. SEMERKANT NE DEMEK? Semerkant, Grek tarihlerinde Maracanda, Çin vekāyinâmelerinde K’ang ve Hsi-wan-chin adlarıyla geçer. Semerkant adı, şehrin nisbet edildiği şahsın ismi Semer ile Soğdca’da “şehir” veya “yerleşim birimi” anlamındaki kent/kant kelimesinden meydana gelir. Registan Meydanı, Semerkant, Özbekistan. Semerkant, Zerefşân nehri ve bu nehirden beslenen kanallar sayesinde şiddetli yaz sıcağı ve kuraklıktan pek etkilenmeyen nadir şehirlerdendir. İslâm coğrafyacılarının tavsifine göre akarsuları, yemyeşil bitki örtüsü ve tertemiz havasıyla sıhhatli bir yaşama son derece müsait ve tabii görünümü en güzel şehirlerden biridir. Seyyahların cennete benzettikleri bir mevkide bulunmaktadır. SEMERKANTIN DİĞER ADI Semerkant, ilk olarak Zerefşân nehrinin güney kıyısında vadiye hâkim yüksek bir mevkide kurulmuş olup günümüze ulaşan harabelerine Efrâsiyâb adı verilmektedir. EFRASİYAB KİMDİR? Şehri milâttan önce 535 yılında Pers Hükümdarı Büyük Cyrus tarafından ileri bir karakol olarak kurdu. Semerkant’ın kalıntılarına adı verilen efsanevî Türk hükümdarı Efrâsiyâb’ın Alp Er Tunga bu tarihten yaklaşık iki yüzyıl önce şehrin kurulduğu bölgeyi egemenlik altına aldı. Emir Timur’un türbesi, Semerkant, Özbekistan. Milâttan önce 329 yılında Semerkant’ı Perslerden alan Büyük İskender kendisine karşı ayaklanmayı bahane ederek şehri yakıp yıktı. Ancak Semerkant’ın dışarıdan gelecek saldırılar için iyi bir istihkâm olacağını düşünüp etrafını büyük bir surla çevirdi. Semerkant milâttan önce 189 yılında Grek-Baktria Krallığı’nın hükmü altına girdiyse de Grekler şehirde küçük bir idareci sınıf olarak kaldı. Hâkim dilin Soğdca olduğu şehirde nüfusun çoğunluğunu İran menşeli Soğdlar ve Saka Türkleri oluşturuyordu. Ardından Semerkant önce Yüeh-chih Türklerinin, milâttan önce I. asırda K’ang-chü Türklerinin eline geçti. K’ang-chüler savaşlarda tahrip olan şehri yeniden imar ettiler ve eski ihtişamlı günlerine dönmesini sağladılar. Semerkant’ı başkent edinen K’ang-chüler milâttan sonra I. yüzyılın ilk yarısında önce Hsiungnular’ın, ardından Kuşanlar’ın hâkimiyeti altına girdiler. Milâttan sonra III. yüzyılın ikinci yarısında tekrar bağımsızlıklarını kazandılar. SEMERKANTIN ÖNEMİ 375 yılı civarında şehri ele geçiren Akhunlar, K’ang-chü kralını öldürüp yaklaşık altmış yetmiş yıl şehirde hüküm sürdüler. V. asrın ortalarına doğru Semerkant’ı hâkimiyetleri altına alan Eftalitler, vergi almakla yetinip Mâverâünnehir’in idaresini K’ang-chü hânedanına bıraktılar. 562’de Semerkant’ı ele geçiren Göktürkler, iyi birer tüccar olan ve çevre ülkeleri tanıyan Semerkantlıları elçilik heyetlerinde görevlendirdiler. 659’da Batı Göktürk Devleti’nin yıkılmasının ardından şehir Çinlilerin hâkimiyeti altına girdi. Bu dönemde idarî merkezi Semerkant olan Soğd Yabguluğu sözde Çin’e bağlı olmakla birlikte neredeyse tam bağımsız durumdaydı; ayrıca Türk nüfuzunun kuvvetli etkileri de görülüyordu. Çin’den İpek yolu, Türk ülkeleri, Hindistan ve Afganistan’dan Baharat yolu, Merv ve Buhara üzerinden, İran’dan gelen çok önemli ticaret yollarının kesişme noktası olan mükemmel bir coğrafyada yer alması Semerkant’ın önemli bir kültür ve ticaret merkezi olmasını sağladı. SEMERKANTIN İSLAM İLE TANIŞMASI Emevîlerin Horasan valisi Saîd b. Osman 676 yılında Semerkant üzerine bir sefer düzenledi. Semerkant Kralı Tarhûn’un Müslümanlara vergi ödemeyi ve rehineler vermeyi kabul etmesi karşılığında barış yapıldı. Tarhûn’un anlaşmayı bozması üzerine itaatten ayrılan Semerkant 680’de Selm b. Ziyâd tarafından ikinci defa fethedildi. Bununla birlikte Emevîler, Semerkant ve Soğd hâkimiyetini sağlamakta zorlandılar. Temsili savaş, Semerkant, Özbekistan. II. Göktürk Devleti Kağanı Kapağan 701 yılında gönderdiği ordularla Semerkant ve çevresini kendine bağladı. Ancak bu uzun sürmedi ve Semerkant Emevîlerin Horasan valisi Kuteybe b. Müslim tarafından altı yıl süren şiddetli ve kanlı savaşların ardından kesin biçimde 711’de fethedildi. Kuteybe yaptığı anlaşma ile Semerkantlıları vergiye bağladı ve şehirde bir cami inşa ettirdi. Şehir dışındaki Ferenkes’te ikamete mecbur ettiği Gûrek’i yerli halkın temsilcisi olarak görevinde bırakırken arkadaşlarından birini Semerkant valiliğine tayin ederek onun emrine verdiği askerî birliği şehre yerleştirdi. Bundan itibaren Semerkant, Mâverâünnehir’deki diğer bölgelerin fethinde önemli bir üs halinde kullanıldı. SEMERKANTTA AYAKLANMALAR DÖNEMİ Ömer b. Abdülazîz’in görevlendirdiği tebliğ heyetlerinin çalışmaları sonucu Semerkant ve çevresinde çok sayıda kişi İslâm’a girdi. Kuteybe zamanında Soğdlu askerlerden kurulmuş olan 30 bin kişilik birlikler İslâm ordusu içinde önemli bir yer edindi. Ancak kısa bir süre sonra Horasan ve Semerkant’a gönderilen valilerin sert tutumu ve mevâlîden cizye alma uygulamasının tekrar başlatılması gibi sebeplerle Semerkant ve çevresinde yaklaşık on yıl sürecek ayaklanmalar ve kanlı savaşlar dönemi başladı. 721’de Soğd halkına yardım bahanesiyle gelen Türgişler, Soğd kuvvetleriyle birleşerek Semerkant ve Debûsiye dışında bütün bölgeyi ele geçirip 728’de Semerkant’ı kuşatma altına aldılar. 15. yüyıl temsili, Semerkant, Özbekistan. İki yıl sonra Horasan Valisi Cüneyd el-Mürrî şehri muhasaradan kurtardıysa da Semerkant 735’de Hâris b. Süreyc ayaklanması sırasında Türgişlerin de yardımı ile Gûrek’in eline geçti ve şehirdeki İslâm garnizonu yok edildi. Ancak 738 yılında Türgiş Hakanı Sulu ve Soğd İhşidi Gûrek’in ardı ardına ölümleri Emevîlerin işini kolaylaştırdı. Horasan valiliğine getirilen Nasr b. Seyyâr başarılı siyasetiyle Soğd bölgesi ve merkezi Semerkant’ta hâkimiyeti güçlendirmeyi başardı. SAMANOĞULLARININ ORTAYA ÇIKIŞI Abbâsîler döneminde 775-76’da ortaya çıkan Mukanna el-Horasânî taraftarı Mübeyyiza’nın isyanları dört yıl devam etti. 805-806’da başlayan ve Abbâsîlerin bölgede hâkimiyetini sarsan Râfi b. Leys isyanı da dört yıl sonra bastırılabildi. Halife Me’mûn, bu isyanın bastırılmasında büyük yararlıklar gösteren Sâmânî ailesinden Nûh b. Esed’i 819 yılında Semerkant, diğer üç kardeşini de Mâverâünnehir’deki diğer vilâyetlere vali tayin etti. Horasan’da hüküm süren Tâhirîler’e tâbi olan Nûh b. Esed ve kardeşleri, Yakūb b. Leys’in 873’te Tâhirîler’e son vermesinin ardından Saffârîler’e bağlandı. SAMANOĞULLARI DEVLETİ NE ZAMAN VE NEREDE KURULDU? Halife Mutemid-Alellah’ın iki yıl sonra bir menşurla bütün Mâverâünnehir’i Nasr b. Ahmed’e verdiğini bildirmesinin ardından Sâmânîler 874 yılında müstakil bir devlet haline geldi. Nasr b. Ahmed’in 892 yılında ölümünden sonra küçük kardeşi İsmâil b. Ahmed başkenti Buhara’ya taşıdıysa da Semerkant gerek nüfus yoğunluğu gerekse medenî ve iktisadî unsurlar açısından bölgedeki merkezî şehir olma konumunu muhafaza etti. Sâmânîler’in yıkılışına kadar Semerkant valilerinin merkez Buhara’ya karşı hâkimiyet mücadelesine giriştikleri görülmektedir. Sâmânîler devrinde Semerkant ilmî, kültürel ve ekonomik açıdan İslâm dünyasının en önemli merkezlerinden biri haline geldi. İstahrî ve İbn Havkal, şehrin varoşlar rabaz, asıl şehir şehristan ve kale kuhendiz şeklinde üç bölümden oluştuğunu söyleyip bu üç bölüm hakkında geniş bilgi vermişlerdir. MÂVERÂÜNNEHİR’İN LİMANI Orta Asya ticaret yolları üzerindeki önemli merkezlerden biri olan, İbn Havkal’in Mâverâünnehir’in limanı dediği Semerkant dünyanın her tarafından gelen tüccarlar ve getirdikleri mallarla dolup taşardı. Semerkant ve civarında yaşayan Soğdlular, VI-VIII. yüzyıllarda İpek yolu ticaretini neredeyse tekellerine alarak bu yolun pek çok güzergâhında ticaret kolonileri kurmuşlardı. Özellikle kâğıdı ile meşhur olup İslâm toprakları üzerinde en kaliteli kâğıt orada üretiliyordu. Ayrıca ipek, yün kumaş ve dokumaları ile de meşhurdu. SAMANOĞULLARI DÖNEMİNDE YETİŞEN ALİMLER Sâmânîler döneminde bir süre başkent olan Semerkant’ta çok sayıda büyük âlim yetişmiştir. Necmeddin en-Nesefî, Abdullah b. Abdurrahman ed-Dârimî, İbn Hibbân, Ebü’l-Leys es-Semerkandî ve İmam Mâtürîdî bunların başında gelmektedir. SEMERKANTIN DİNİ VE DEMOGRAFİK YAPISI Semerkant’ta nüfusun çoğunluğunu Doğu İranlı Soğdlular oluşturuyordu. Nüfus bakımından ikinci sırada Türkler ve onların ardından Araplar geliyordu. Müslümanların fethinden önce Budizm, Zerdüştîlik, Maniheizm ve Hıristiyanlık gibi dinler yaygındı. Bununla birlikte Kuteybe b. Müslim’in şehri fethi sırasında halkın çoğunluğunu Zerdüştler teşkil ediyordu. Semerkant ve çevresinde azımsanmayacak miktarda Yahudi ve Hıristiyan vardı. IX. yüzyılda Semerkant’ta bir Nestûrî başpiskoposluğu bulunmaktaydı. KARAHANLILARIN SEMERKANT’I ELE GEÇİRMESİ 992 yılında Karahanlı Harun Buğra Han kısa bir süre Semerkant’ı ele geçirdiyse de Sâmânî Hükümdarı II. Nûh şehri geri almayı başardı. Semerkant 999’da tekrar Karahanlıların eline geçti. XI. yüzyılın ilk yarısında hânedan mensuplarının mücadelelerine sahne olan şehir devletin 1046’da ikiye bölünmesi sırasında Batı Karahanlılar’da kaldı. 1052’de tahta oturan Tamgaç Han, Semerkant’ı Batı Karahanlı Devleti’nin başkenti yaptı. MOĞOL İSTİLASI 1074 ve 1089’da Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah tarafından hâkimiyet altına alınan Semerkant XIII. yüzyılın başlarında Hârizmşahlar’ın egemenliği altına girdi. Semerkant’ı devletinin başkenti yapan Hârizmşah Alâeddin Muhammed b. Tekiş, Moğol Hükümdarı Cengiz Han’ın önünde tutunamadı. Buhara’dan sonra Semerkant üzerine yürüyen Cengiz Han kuşatmanın dördüncü günü Mart 1220’de teslim olmak zorunda kalan şehri tahrip etti. Direnenlerin tamamı katledilirken halkın önemli bir kısmı şehirden sürüldü. Semerkant bir asırdan fazla bir süre bu tahribatın izlerini silemedi. 1350 yılında şehri ziyaret eden İbn Battûta harabeler arasında ancak az miktarda meskûn ev gördüğünü ve şehri çevreleyen surun neredeyse yok olduğunu kaydeder. TİMUR’UN BAŞKENTİ SEMERKANT XIV. yüzyılın son çeyreğine kadar Moğol hanlarının mücadelesi yüzünden sıkıntılı bir dönem yaşayan Semerkant’ın yeniden imarı ve ikinci parlak dönemi, 1369 yılında Mâverâünnehir’i hâkimiyeti altına alan Emir Timur’un Semerkant’ı kendisine başkent yapması ve çeşitli bölgelerden âlim ve sanatkârları burada toplaması ile başladı. Emir Timur’un kabri, Semerkant, Özbekistan. Günümüze ulaşan tarihî yapılar daha çok Emir Timur ve torunlarının eserleridir. 1405’te Semerkant’a gelen İspanyol elçisi Clavijo seyahatnâmesinde şehirdeki sarayları, bahçeleri, âbidevî yapıları geniş bir şekilde anlatmıştır. SEMERKANT GÖZLEMEVİ - ULUĞ BEY RASATHANESİ NEREDE? Uluğ Bey tarafından yaptırılan Çihilsütun adlı sarayla meşhur rasathâne bu dönemin en önemli eserleri arasındadır. Uluğ Bey Rasathanesi, Semerkant, Özbekistan. Editörün notu Uluğ Bey Rasathanesi, 1421 yılında Timur İmparatorluğu’nun dördüncü Sultanı Uluğ Bey tarafından yaptırılan 3 katlı bir gözlem evidir. Rasathanede devrin ünlü astronomları Ali Kuşçu, Bursalı Kadızade Rumi, Gıyaseddin Cemşid çağdaşları ile birlikte çalıştılar. 1497, 1501 ve 1511 yıllarında belirli sürelerle şehre hâkim olan Bâbür, hâtıratında Semerkant’ın o zamanki ihtişamını ve yapılarını tasvir etmiştir. SEMERKANT’A EN UZUN SÜRE HAKİM OLAN DEVLET ŞEYBANİLER 1500’de Özbek Hükümdarı Şeybânî Han tarafından ele geçirilen Semerkant, 1868 yılına kadar Özbek hanlarının idaresi altında kaldı. Uluğ Bey Medresesi, Semerkant, Özbekistan. Ülkeyi Buhara’dan yöneten Özbekler daha çok başkentlerinin imarı ve gelişmesine önem verdiler. Semerkant bu yüzden ihmal edildi ve Buhara’nın gölgesinde kaldı. SEMERKANT’IN İŞGAL EDİLMESİ Mâverâünnehir topraklarında ilerleyen Ruslar 14 Mayıs 1868’de Semerkant’ı zaptederek Türkistan genel yönetim bölgesine dahil ettiler. 1871’den itibaren Timur’un inşa ettiği şehrin batısında yeni bir şehir yükseldi. Şehir daha sonra Hazar denizi ötesi demiryoluna bağlanınca bir yol kavşağı olarak yeniden eski canlılığına kavuşmaya başladı. Semerkant’ın 1900’de 58 bin olan nüfusu 2001’de 360 binlere kadar çıktı. SEMERKANT HANGİ ÜLKENİN SINIRLARI İÇİNDEDİR? Bugün Semerkant, 1 Eylül 1991’de bağımsızlığını ilân eden Özbekistan Cumhuriyeti’nin on iki yönetim birinin merkezi olup ekonomisi büyük ölçüde çevresindeki tarıma dayanır, sanayi de gelişmiştir. Zerefşân vadisinin sulanabilen kesimlerinde daha çok pamuk ekilir; bunun yanında buğday, çeşitli meyveler, üzüm, tütün ve pirinç yetiştirilir. İpek böcekçiliği de gelişmiştir. Hafif sanayi kuruluşları yönetim merkezi Semerkant’ta toplanmıştır. Dokumacılık, meyve ve sebze konserveciliği, traktör ve otomobil parçaları imâlatı başlıca sanayi kuruluşlarıdır. Ayrıca halısı ve seramiğiyle de ünlüdür. SEMERKANT NÜFUSU Nüfusun dörtte üçünden fazlasını Özbekler, diğer bölümünü Ruslar, Tatarlar ve Tacikler oluşturur. SEMERKANT’TA GEZİLECEK YERLER Uluğ Bey Medresesi, Bibi Hanım Camisi, Afrasiab Müzesi, Gur Emir Türbesi, Khodja Akhror, Uluğ Bey Gözlemevi, Siyop Bozori Pazarı, İpek Halı Fabrikası, İmam Buhari Anıt Kompleksi, Hazreti Davut Mağarası SEMERKANT’TA YAŞAMIŞ ALLAH DOSTLARI İmam Buhari Kimdir? Muhammed el-Buhârî diğer adıyla İmam Buhari, Kur’ân-ı Kerîm’den sonra en güvenilir kitap kabul edilen halk arasında Sahih-i Buhari, “el-Câmiu’s-sahîh” adlı eseriyle tanınmış büyük muhaddis. İbni Hibban Kimdir? İbni Hibban, Müslüman alim, muhaddis, tarihçi, birçok meşhur eserin yazarı ve “Horasan Şeyhi”dir. İbn Hibban Semerkand’ın kadı vekilliğini yapmış, fıkıh, hadis-i şerif, astronomi, tıb, vs. disiplinlerde tecrübe sahibiydi. İslami ilimleri zamanın ünlü bilim adamları ile okumuştur. İmam Mâtürîdî Kimdir? İmam Mâtürîdî ya da tam adıyla Ebû Mansûr Muhammed bin Muhammed bin Mahmûd el-Mâtürîdî es-Semerkandî, Hanefi mezhebinden olanların itikad imamı, İslam alimi. Kurucusu olduğu kabul edilen itikadî mezhep “Matûridilik” olarak anılır. Necmeddin en-Nesefî Kimdir? Necmeddin en-Nesefî; Hanefî fakihi, muhaddis, müfessir, kelâmcı. Karahanlılar döneminin önde gelen âlimlerinden biri olan Nesefî çeşitli ilim dallarında eserler kaleme aldı. Kuvvetli hâfızası, keskin zekâsı ve çok sayıda hadis ezberlemesi sebebiyle “Müfti’s-sekaleyn” ve “Necmüddîn” lakapları yanında “hâfız” unvanıyla da anıldı. Abdullah b. Abdurrahman ed-Dârimî Kimdir? es-Sünen adlı eseriyle tanınan hadis, tefsir ve fıkıh âlimi. Dârimî son derece zeki, yumuşak huylu, güvenilir bir kimse idi. Ahmed b. Hanbel onun kanaatkârlığını anlatırken, “Ona servetler sunuldu, fakat iltifat etmedi” derdi. Tefsir ve fıkıh sahalarında da otorite olmakla beraber daha çok hadis ilmindeki geniş bilgisi ve titizliğiyle tanınmış, hicrî III. yüzyılda hadis ilminin merkezi haline gelen Horasan bölgesinde yetişen âlimlerin önde gelenlerinden biri olmuştur. Ebü’l-Leys es-Semerkandî Kimdir? Fakih, müfessir ve sûfî. Ebü’l-Leys es-Semerkandî özellikle vaaz, nasihat ve ilmihal türündeki eserleri sayesinde İslâm dünyasında en çok tanınan âlimlerden biri olmuştur. Bahâeddin Nakşibend Kimdir? Hâce Muhammed Uveysi’l Buhârî, Nakşibendi tarîkatının kurucusu, büyük mutasavvıf, evliya. Şah-ı Nakşibend veya Bahaddin lakapları ile anılır. Altın Silsile’de Muhammed Baba Semmasi ile Seyyid Emir Külâl’ın talebesidir. Ubeydullah Ahrâr Kimdir? Ubeydullah Ahrâr, Nakşibendî şeyhidir. Ubeydullah Ahrâr ile devam eden Nakşibendiyye silsilesine Ahrâriyye adı verilmiştir. Halka bizzat yardım eden Ubeydullah Ahrâr gençliğinde Semerkant’ta bazı hastalara hizmet etmiştir. Halkı sultanların zulmünden korumak için sultanlarla iyi ilişkiler kurmuş, savaşın eşiğine gelen yöneticileri barıştırarak halkı katliamlardan korumuş, bir hükümdarın yanında bulunup onun dine aykırı davranışlarını ve zulümlerini engellemenin, bir mazlumun gönlünü hoş etmenin nâfile ibadetlerden daha üstün sayıldığını söylemiştir. Ayrıca çalışıp kazanmaya önem verir, kimseden hediye kabul etmezdi. Yakub-i Çerhî Kimdir? Yakub-i Çerhî, Nakşibendî şeyhidir. Yakub-i Çerhî sâlihlerle sohbete önem vermiş, insan gönlünün bu sayede mâsivâdan kurtulacağını vurgulamıştır. Hafî zikrin ısrarlı bir savunucusudur. Tasavvuf yolunda bazılarının riyâzet ve mücâhede usulünü tercih ttiğini, bazılarının mücâhedeye devam etmekle birlikte Allah’ın lutfuna daha çok güvendiğini ve bu ikinci grubun amacına daha çabuk ulaşacağını söyler. Çerhî’nin tasavvufî düşüncesinde ricâlü’l-gayb anlayışının önemli bir yeri vardır. SEMERKANT NEREDE? - HARİTA Not Haberde Prof. Dr. Osman Aydınlı’nın Semerkant, DİA çalışmasından yararlanıldı. İslam ve İhsan
Titanicte Rubaiyat! Doğunun çiçeği Batının Çiçekliğinde! Ey Hayyam! Yaşadığımız şu güzel anı görebilseydim!Amin Maalouf, Afrikalı Leodan YKY, 1993 sonra bu kez Doğuya, İrana bakıyor. Ömer Hayyamın Rubaiyatının çevresinde dönen içiçe iki öykü... 1072 yılında, Hayyamın Semerkantında başlayan ve 1912de Atlantikte bitmeyen bir serüven... Bir elyazmasının yazılışının ve yüzlerce yıl sonra okunurken onun ve İranın tarihinin de okunuşunun öyküsü/tarihi... TADIMLIKBazen Semerkantta, ağır ve kasvetli bir günün bitiminde, kentin işsiz güçsüz takımı, baharat çarşısının yanı başındaki iki meyhane çıkmazında, Sogd ülkesinin kokulu şarabını içmek için değil, ama gelen gideni gözetlemek ya da çakırkeyif bir kaç akşamcıya saldırmak için dolanıp durur. Ele geçirilen kişi yere serilir, hakaret edilir, baştan çıkartan şarabın kızıllığını ona yüz yıllar boyu hatırlatacak olan bir cehennem ateşine Rubaiyat, 1072 yazında, böyle bir olay üzerine yazılmaya başlandı. Ömer Hayyam yirmi dört yaşındaydı ve bir süredir Semerkantta bulunuyordu. O akşam, meyhaneye mi gitmişti yoksa dolaşıp dururken rastlantılar mı onu oraya sürüklemişti? Bilinmeyen bir kenti arşınlamanın taze keyfi, biten günün binlerce biçim alışına açık gözlerle bakış... Gelincik Tarlası Sokağında bir küçük oğlan, aşırdığı elmayı göğsünde tutarak tabanları yağlıyor; çuhacılar çarşısında bir dükkânın içinde, bir kandilin kör ışığında tavla partisi sürüyor, iki zar atışından sonra bir küfür ve tıkırtılı bir gülüş duyuluyordu. İplikçiler geçidinde ise, katırcının biri çeşmenin önünde durup yüzünü yıkıyor, sonra da uyuya kalan çocuğunu öpercesine, dudaklarını uzatıp musluğa eğiliyor, susuzluğunu giderdikten sonra ıslak avuçlarını yüzünde gezdirip şükrediyor, içi boş bir karpuzu yerden alarak su ile dolduruyor ve hayvanının başından aşağıya, o da içebilsin diye boca Meydanında, gebe bir kadın Hayyama yaklaştı. Peçesini açtığında ancak onbeş yaşında olduğu anlaşılıyordu. Tek söz etmeden, çocuksu dudaklarında tek gülümseme olmadan, Hayyamın elindeki kestanelerden bir kaçını çalıverdi. Hayyam şaşırmadı. Bu Semerkantda eski bir inanıştı. Bir anne adayı, sokakta hoşuna giden bir yabancıya rastlarsa, yiyeceğini elinden almak cesaretini gösterebilmeliydi. Böylece, doğacak çocuk, onun kadar yakışıklı, onun gibi ince uzun, onun kadar soylu ve düzgün hatlara sahip olacaktır. Ömer, uzaklaşan kadına bakarken, elinde kalan kestaneleri yemeye devam etti. O sırada duyduğu bir uğultu, hızlanmasına yol açtı. Az sonra kendini, zincirinden boşanmış bir güruhun ortasında buluverdi. Kolları ve bacakları upuzun, beyaz saçları dağılmış bir ihtiyar, yere serilmiş, çığlıkları öfke ve korkudan hıçkırığa dönüşmüştü. Gözleriyle yeni gelene yalvarmaktaydı. Zavallının çevresini, yirmi kadar titrek sakallı, sopalı adam almış, az ötede keyifli bir seyirci kitlesi birikmişti. Aralarından biri, Hayyamın kızgın yüzünü görünce Önemli değil, bu Uzun Cabirden başkası değil dedi. Ömer sıçradı, bir utanç dalgası gelip boğazında düğümlendi, kendi kendine Cabir, Ebu Alinin arkadaşı! diye söylendi. Ebu Ali, aslında sık rastlanan bir isimdi. Ama ister Buharada olsun, ister Cordobada, ister Belhde olsun, ister Bağdatta, adı saygı ile anılırsa, kim olduğu kolaylıkla anlaşılır. Bu, İbn-i Sinadan başkası değildir. Batıda Avicenne diye bilinen! Ömer onu tanımış değildi. Onun ölümünden onbir yıl sonra doğmuş, ama onu, kuşağının en büyük ustası, bütün bilimlerin üstadı, Mantık havarisi olarak kabul etmişti. Hayyam tekrar söylendi Cabir, Ebu Alinin en sevdiği arkadaşı! Cabiri gerçi ilk kez görüyordu ama, talihsiz yaşamı hakkında bilgisi vardı. İbn-i Sina, Cabiri kendi halefi sayar, yalnız düşüncelerini sergilemedeki ataklılığını ve pervasızlığını eleştirirdi. Cabir, bu kusuru yüzünden günlerce hapis yatmış, meydan dayağına çekilmiş, son kamçılanması Büyük Semerkant Meydanında, ailesinin gözleri önünde gerçekleşmişti. Cabir bu hareketi asla unutmamıştı. Cesur, gözüpek bir adam iken nasıl olmuştu da böyle ihtiyara dönüşmüştü? Herhalde karısının ölümü yüzünden! Karısı öldükten sonra, yırtık pırtık giysilerle, sendeleye sendeleye, saçma sapan konuşarak dolaşmaya başlamıştı. Cabirin peşinden, gülüşüp bağrışan, ellerini çırpan, attıkları taşlarla onun, gözlerinden yaş akıtacak kadar, canını yakan bir çocuk ordusu giderdi. Titanicte Rubaiyat! Doğunun çiçeği Batının Çiçekliğinde! Ey Hayyam! Yaşadığımız şu güzel anı görebilseydim!Amin Maalouf, Afrikalı Leodan YKY, 1993 sonra bu kez Doğuya, İrana bakıyor. Ömer Hayyamın Rubaiyatının çevresinde dönen içiçe iki öykü... 1072 yılında, Hayyamın Semerkantında başlayan ve 1912de Atlantikte bitmeyen bir serüven... Bir elyazmasının yazılışının ve yüzlerce yıl sonra okunurken onun ve İranın tarihinin de okunuşunun öyküsü/tarihi... TADIMLIKBazen Semerkantta, ağır ve kasvetli bir günün bitiminde, kentin işsiz güçsüz takımı, baharat çarşısının yanı başındaki iki meyhane çıkmazında, Sogd ülkesinin kokulu şarabını içmek için değil, ama gelen gideni gözetlemek ya da çakırkeyif bir kaç akşamcıya saldırmak için dolanıp durur. Ele geçirilen kişi yere serilir, hakaret edilir, baştan çıkartan şarabın kızıllığını ona yüz yıllar boyu hatırlatacak olan bir cehennem ateşine Rubaiyat, 1072 yazında, böyle bir olay üzerine yazılmaya başlandı. Ömer Hayyam yirmi dört yaşındaydı ve bir süredir Semerkantta bulunuyordu. O akşam, meyhaneye mi gitmişti yoksa dolaşıp dururken rastlantılar mı onu oraya sürüklemişti? Bilinmeyen bir kenti arşınlamanın taze keyfi, biten günün binlerce biçim alışına açık gözlerle bakış... Gelincik Tarlası Sokağında bir küçük oğlan, aşırdığı elmayı göğsünde tutarak tabanları yağlıyor; çuhacılar çarşısında bir dükkânın içinde, bir kandilin kör ışığında tavla partisi sürüyor, iki zar atışından sonra bir küfür ve tıkırtılı bir gülüş duyul... tümünü göster 4 kişiden, 4 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş Roman 11. yy’da yaşamış olan İranlı bilge ozan ömer Hayyam ın hayatı ve Rubaiyat ının öyküsünü anlatmaktadır. Kitap iki bölümden oluşmaktadır. Ömer Hayyam bilgeiğiyle ve şairliğiyle her tarafta tanınan birisiydi. Onun tüm hayali Semerkant I görmek , oranın güzelliğini keşfetmekti. Gittiği yerde başından geçen birtakım olaylar sonucunda kadıyla tanışması ve onun tavsiyesi üzerine eserini bir kitapta toplar. Onun bu şairane ve bilge kişiliği kendisinin devletin en üst kademesine kadar yükseltir. Herkesin takdirini toplar ve kitabını her türlü koşullara rağmen tamamlar. 3 kişiden, 3 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş Amin Maalouf yine derinlere inip güzel şeyler çıkarmış bizim olarak beğendiğimi var;kitap dört bölümden oluşuyor ve bu bölümler arası geçişler beni biraz koparmıştı kitaptan. Bir Hayyam hayranıysanız zaten okuduğunuz bir kitaptır bu fakat Hayyam'ı tanımak için okuyacaksanız bence yanlış ilk önce bu kitap yerine rubailerini okumalısınız. Amin Maalouf'un bu kitabının baş karakterinin de son derece takıntılı biri olması caiz değilD 3 kişiden, 3 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş Bir kısımdan sonra sıkıcı gelmeye başladı. Ömer Hayyam'ı anlattıktan sonraki kısım çok sıkıcıydı ve gereksiz ayrıntılar vardı. Devam edemedim. 3 kişiden, 3 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş Ömer Hayyam ve Hasan Sabbah denince büyük bir beklenti içinde okudum ama ozellıkle yarıdan sonrasında cok sıkıldıgımı ıfade etmelıyım. Metinler edebi olmaktan cok ara ara bir tarih kitabı okuyormuş hissiyatı yarattı. Hissiz, uzun ve sanki sadece kronolojik bir sıraya konmuş paragraflar çoğunlukta. Belki benim biraz da şanssızlığım çok daha önceden Vladimir Bartol'un Fedailerin Kalesi Alamut'u okumam olmuştur. İlgilenenler için çok daha sürükleyici ve heyecanlı bir eser. Ne yazık ki Semerkant'ı çok beğenmedim. 2 kişiden, 2 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş Ömer Hayyam'ı, Rübaiyat'ı, Hasan Sabbah'ı, o dönemi anlamak isteyenlere özel bu kitap.. Çok güzeldi. 2 kişiden, 2 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş Ömer hayyam ile alakalı birşeyler okumak o kadar keyif verici ki ve kitap inanılmaz güzel yazılmış. Nerdeyse bin yıl önce yaşamış olan bir insanla kafa dengi olduğunuzu hissetmek de ayrı bir lezzet Ben de herkes gibi son kısımdan sıkıldığımdan dolayı 8 verdim. Son kısımlar siyasi haberler okuyormuşum gibi hissettirdi o kısımdaki konu sıkıcı olsa da daha iyi bir dille yazılsaydı okuması yine keyif verebilirdi. Son bölümdeki konular ve yazım dilini bir kenara bırakarak herkese okumasını tavsiye ettiğim bir kitap. 3 kişiden, 2 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş Her ne kadar beklediğim gibi bir kitap olmasa da okunabilir bir kitap. 2 kişiden, 2 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş Sonu çok kötü bir yere bağlanıyor. Hayatımda bir kitabı okuduktan sonra ilk defa sinirlendim. 1 kişiden, 1 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş Güzel etkileyici yinede yazarın ilk okuduğum eserindeki tadı bulamadım, sanırım o en iyi eseriydi. 1 kişiden, 1 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş Ömer Hayyam ve Hasan Sabbah'ın arasındaki ilişkiyi öğrenmek için bile okunabilir ama onun dışında genel olarak da çok sağlam yazılmış bir eser. Tavsiye edilecek kadar var. 1 kişiden, 1 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş Hasan Sabbah ile ilgili bazı bilgilere sadece burada rastladığım ve doğruluğundan çok emin olamadığım ünivesitelerin tarih bölümlerinde önerilen güzel kitap. 1 kişiden, 1 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş Severek okuduğum bir kitap oldu Yediğiniz en nefis yemeği tarif etmek gibi bir şey SEMERKANT'ı anlatmak. Ömer Hayyam Nzamülmülk Hassan Sabbah üçleminde geçen entrikalar akla hayale gelmeyecek olaylar ve tadı damakta bırakacak bir Alamut serüveninin başlangıcı okumanızı kesinlikle tavsiye ederim 1 kişiden, 1 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş ömer hayyamın hayatından kesitlerin anlatldığı ve ömer hayyam hasan sabbah nizamülmülk üçülüsünün ilişkilerinden bahsedelin çok güzel bir kitap.. 2 kişiden, 1 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş kitabı sürekli aman bitsin de kurtulayım modunda okudum. kitap yarım bırakmak hiç huyum değildir ama neredeyse bu kitabı bırakacaktım. her tarz kitap okumayı severim ama bu kitap pek bana göre değildi. kitabın 1 ve 2. bölümünde Ömer Hayyam'ın hikayesi daha çok ilgimi çekti ama yine de birşeyler eksik gibi geldi bana. İran tarihi ile ilgileniyorsanız okuyun derim. 1 kişiden, 1 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş Tarihi romanlardan pek hoşlanmamama rağmen, beni çok etkileyen kitaplardan birisi. Üzerinden bunca zaman geçmesine, birçok kısmını unutmuş olmama rağmen, hala çok sevdiğim bir kitap. 1 kişiden, 1 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş ilk bölüm kesinlikle daha iyiydi. 1 kişiden, 1 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş bejamin Ömere geçtiği kısım çok gereksizdi bence. o kısım olmasa daha iyi olurdu. 1 kişiden, 1 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş Ömer Hayyam ı anlatırken sıkılmadan okuyorum ne zaman ileriye sardı ikinci hikayeye geçti o zaman benim için zulüm oldu bu kitap açıkcası çok sıkıldım okurken. 1 kişiden, 1 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş kitabın ilk kısımları yani Ömer Hayyam ve selçuklular kısmı daha güzel anlatılırken son kısımlarda siyasi bir anlatıma geçilmiş. Son sayfaları okurken bunaldığımı itiraf etmeliyim. Yine de okunması gereken bir kitap. 5 kişiden, 1 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş 1 kişiden, 1 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş İkinci hikayeye geçtiği kısımda bıraktım. Öğretici bir kitap, özellikle Ömer Hayyam, Hasan Sabbah ve rubaiyatın yazıldığı dönem çok güzel anlatılmış... 1 kişiden, 1 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş Genel olarak güzel olmasına rağmen sonunu beğenmedim. Bir değerli kitap uğruna yaşamını, yaşadığı yeri her türlü tehlikeye rağmen göze alıp da Elyazmasını neden kurtarmadılar? Neden gitti Şirin? Ne hissetti batılı Ömer? Hiç mi içi yanmadı? Hiç mi kendini kaybetmedi? Hem Şirin hem de kitap aynı anda kaybetmek, sadece 'artık yoklar' kadar sığ bir düşünceye mi sığdı? 1 kişiden, 1 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş Ortadoğu'nun en yetenekli ressamı Amin Maalouf. Harfleri kullanarak çizdiği Ortadoğu resimlerinde sizi adeta büyülüyor. Semerkant kitabını okuduğunuzda ise İran'ı, Hayyam'ı, Sabbah'ı ve Nizamülmülk'ü kimse bu kadar iyi anlatmamıştır diyeceksiniz. Kitabın tarihi gerçeklerden uzak olduğunu bilmenizde fayda var. Ayrıca Hayyam odağında başlayan kitabın ilk bölümleri sizi o kadar çok etkiliyor ki son bölümlerde hikaye günümüze döndüğünde keyfiniz kaçıyor. Keşke bu bölümler hiç olmasaymış diyebiliyorsunuz. 1 kişiden, 1 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş Hayyam ölene kadar güzeldi, sonrası macera kitabına döndü. 1 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş 1 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş güzel bir anlatım ama pek benim tarzım değil. 0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş tarih ve roman işte bu....... 0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş 0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş 0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş Tek kelimeyle şahane. Amin Moulouf amca çok iyi yazmış. Ömer Hayyam'ın hayatından güzel bir kesit, üstüne İran'daki detaylar. Çok hoşuma gitti. 0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş Muhteşem kitaplardan bir tanesi daha. 0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş Ömer Hayyam'dan bahsederken güzel ama, yazar konuya kendisini de dahil edinde sıkılıp bırakmıştım. 0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş Dogu kulturunun cok guzel anlatildigi bir kitap... 0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş 0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş Su gibi okuduğum, hayranlık duyduğum kitaplardan biridir. 0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş Ah hep aramıyormuyuz, keşke semerkant gibi bir kitap olsada okusak demiyor musunuz? 0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş Amin Maalouf'un beni Ömer Hayyam, Nizamülmülk ve Hasan Sabbah ile tanıştırdığı bu kitap ayrıca ilk göz ağrımdır.. 0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş Îlginç,egzotik bir haşhaşiler ve hasan sabbah hakkında bilgi sahibi olmak istemiştim ama kitap iran tarihine ağırlık vermiş ve ömer hayyam vesilesiyle de kitabı konusunda oldukça yetersiz kalmış,ama genel olarak hoş,okunası bir eser ortaya çıkmış. 0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş 0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş kitabın sadece ömer hayyam ile olan kısmı güzel... 0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş Sadece Hayyam i anlatsa sonundaki o tarihsel yolculugu yapmasa bir solukta biticek kitap 8/10 0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş Akıcı bir kitap. Ayrıca Hasan Sabbah'ın fikirlerini daha iyi anlamama vesile oldu. 0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş Ömer Hayyam'ı ve rubailerini sevenlere tavsiye ederim. 0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş Sürükleyici bir kitaptı. Kütüphane bulunması gerekenlerden denilebilir. 0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş Şimdiye kadar okumamış olmamı bir kayıp olarak değerlendiriyorum... 0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş Gayet başarılı ve elbette okunası bir kitap = 0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş Akıcılığı ile insanı sıkmayan,sürükleyiciliği ile bir an olsun kendini elden düşürmeyen şaheser. 0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş Kitabın konusu çok güzel olmasına rağmen ki ben de ömer hayyam merakımı gidermek için okudum ama çevirsinden mi bilemiyorum çok akıcı bir dili yok. 0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş aynı dönemde yaşamış nizamulmülk hayyam ve hasan sabbah ı yakından tanıma şansı bulacaksınız 0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş Tarihi olayları romanlaştırarak anlatan bir kitap. İranın demokrasi/meşrutiyet mücadelesi ile ilgili hiçbir bilgim yoktu. Ancak bir noktada takıldım. Okay Tiryakioğlu'nun Alparsan adlı kitabında Hasan Sabbah'ın Alparslan zamanında Nizamülmülk ile çalıştığı; şu an ismini hatırlayamadığım bir kalenin alınmasında son kez yardım ettiği; bu kalenin fethinden sonra Nizam ile anlaşıp, para alıp adamlarıyla birlikte oradan ayrıldıkları anlatılıyor. Ancak Semerkant kitabında Hasan Sabbah Melikşah zamanında Nizam ile çalışıyor. Nizam'ın bir oyunu ile Selçuklulardan ayrılmak zorunda kalıyor, daha sonra Melikşah ile gizlice anlaşıp Nizam'ı öldürtüyor. İki kitabın da anlattığı çoğu yerin aynı olmasına rağmen, bu farklılığın nedenini anlayamadım. Hangisinin doğru olduğunu merak ediyorum.
semerkant kitabı ile ilgili incelemeler