9HFqcS2. Zihninde canlandır! Truva, Cesuryürek sahneleri gibi o savaşı zihninde canlandır ömrü billah unutmazsın ; Tarih öğretmeni bir ustama tavsiyemdi o. O da öğrencilerinin hatırlamamasından şikayetçiydi. Sınıfta savaşları dramatize edin demiştim. Atatürk'ün hayatını öğretirken bile işe yarıyor! ;Kılıcını zırhını kulan savaşa git DTarihle ilgili film izle zihinde deha kalıcı olur. Saçma dizileri neden sonuc olarak bakmalısın bı savas varsa nedenı vardır. Nedeni nedir savas varsa komutanı vardır vesaire böyle böyle seversin savasların olayların bılınmeyen derın yuzlerı ıle netten hürafelerde baya gazlıyo vay bee hımm neler neler olmus dıyebılıyon sevdikceİstatistikler804 Görüntülenme8 Takipçi4 Yanıt Sıcak Fırsatlarda Tıklananlar Editörün Seçtiği Fırsatlar Daha Fazla Bu Konudaki Kullanıcılar Daha Az 2 Misafir 1 Mobil - 1 Masaüstü, 1 Mobil 5 sn 5Cevap 1Favori 300Tıklama Daha Fazlaİstatistik Konu İstatistikleri Son Yorum 6 yıl Cevaplayan Üyeler 4 Konu Sahibinin Yazdıkları 2 Ortalama Mesaj Aralığı 14 dakika Son 1 Saatteki Mesajlar 5 Favoriye Eklediklerim 1 Konuya En Çok Yazanlar Return to Monke 2 mesaj Hidrojen Molekülü 1 mesaj Guest-94F230CB6 1 mesaj gokyuzukusu 1 mesaj Konuya Yazanların Platform Dağılımı Masaüstü 4 mesaj Konuya Özel Beyler ben konuları unutuyorum önceden çok iyi yaptığım bir konuyu şimdi bakınca şaşıp kalıyorum ne yapmalıyım çok mu soru çözmeli? Haklısın hocam vallahi bu aralar biraz yavaslamıştım şimdi vitesi 6 ya alıyorum bakalım artık netleri uçurtmanın vakti geldi de geçiyor. Sayfaya Git Sayfa Kimi insanlar isimleri unutur; yakinen tanıdığı birinin ismini hatırlamaz. Hafızada olmasına rağmen aklına gelmez. Bu durum özellikle öğretmenler arasında yaygındır. Peki bu tabii bir şey midir? Medyada kullanılan 5N1K kuralı, hafıza bilimlerinden ödünç alınmıştır; hafızanın altı sadık bekçisi diye bilinir bu. Altı bekçiden kasıt nedir? “Ne, nerede, nasıl, niçin, ne zaman ve kim?” gibi sorular altı bekçilerdendir. Altı bekçiyle beyne/hafızaya alınmış bilgileri yeniden hatırlarız. Bir kişi çok önceden ve hep unutkan ise, sıklıkla isimleri hatırlamakta zorluk çekiyorsa, kendisinden hafızayla ilgili metotları geliştirmesi istenir. Bu sonradan olmuşsa, stres ve gizli depresyona bağlı bir rahatsızlık var demektir. Kişi depresyonda olduğunu bilmez, bu unutkanlık ve yorgunluk şeklinde kendini gösterir. Unutkanlık, ilk önce kelimeleri hatırlamamakla başlar; arkasından yüz ve simalar unutulur. Peşinden hadiselerin unutulması gelir; bir gün önce yaşanan akla gelmez. Kişi bu seviyeye geldiğinde unuttuğunu da unutur. Bu hastalığın ileri derecesidir. Ayhan Songar’a, “Demansı nasıl anlarsınız?” diye sorulmuş, kendisi de şöyle bir cevap vermişti “Kişi tuvalete gittiğinde kapıyı açmayı unutuyorsa unutkanlık başlamış, tuvalete girip kapıyı kapatmayı unutursa hastalık ilerlemiş demektir.” Beyni doğru kullanmayı bilen kişi, 5N1K yöntemiyle çok şeyi yeniden hatırlar. Bu yöntem nasıl uygulanır? Mesela bir hadise yaşadınız, bunu hep hatırlamak istiyorsunuz. Bunun için şu soruları sormanız lazım Yaşanan ne? Hadise nerede yaşandı? Ne zaman oldu bu? Orda kim vardı? Nasıl gerçekleşti? Niçin yaşandı hadise? Olay böyle altı sorunun cevabı verilerek hafızaya kaydedildiğinde, üzerinden zaman geçip unutulsa da yeniden hatırlanır. Çünkü sorulardan birinin cevabı unutulsa da diğerleri unutulmaz. Bir sorunun cevabı diğer soruların cevaplarını da getirir. Bilgi çağındayız, dolayısıyla bilginin hıfzedilerek korunması gerekiyor Hafızasına güvenmeyen bunları yazılı olarak tutmalıdır. Bilgisayarın önbeleğini düşünün. Önbellekte bilgi fazlaysa bilgisayar yavaşlar. Bunun önüne geçmek için kullanılmayan dosyalar kapatılır. İnsan uyandığında yapması gereken işleri not etmeyip de zihnine yazarsa beynini yormuş olur, kaçınılmaz olarak unutur. Bu sebeple yapacağı işleri mutlaka bir yere not etmelidir. Bu kayıtlara göre iş yapmalıdır. Kayıtlara göre iş yaptığında unutmak derdinden kurtulacaktır. Birisi Peygamber Efendimiz’e gelip, “Çok unutuyorum, ne yapmalıyım?” diye sorar. “Sağ elinden yardım iste” buyurur Efendimiz. Sağ elinden yardım almak, yazmak anlamına gelir. “Hafızam çok kuvvetli, yazmaya ihtiyacım yok” diyemeyiz. İnsan her şeyi hafızasında tutamaz. Bir işin hafızada kalması, o işe yoğunlaşmaya da bağlıdır. Mesela dün ne yediğimizi unutabiliriz ama yemek sırasında olan depremi asla unutamayız. Çünkü yemek sıradan bir şey iken depremin içimizdeki karşılığı yoğundur. İşin, hadisenin gerçekleşirken verdiği duygunun derecesi önemlidir. Bir işi ve hadiseyi yaşarken yaşadığımız yoğunluk, bunlara verdiğimiz anlam ve duygu derecesi unutulmalarının önüne geçer. İnsan önem verdiği bilgileri hatırlar, önemsiz gördüklerini de unutur. Kuma yazılanla taşa yazılan bir olamaz. Lise yıllarımdayken “tarih” denildiğinde, aklıma Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş ve gelişme dönemi, TC’nin kuruluşu ve 1963 olaylarının anlatımı dışında bir şey gelmezdi. Bütün bunları neden öğrenmem gerektiğini, ilerde ne işime yarayacağını veya o gün ne kadar anlamlı olduklarını ise bilmediğimi anımsıyorum... İlerleyen yıllarda, tarihsel olay ve kişilikleri merak eden biri olmama rağmen; lise döneminde ısrarla ezberletilen bu başlıklardan uzun süre uzak durdum 1453 İstanbul’un fethi, 1919 Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışı, 21 Aralık 1963 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin sonu... Bir dost sohbetinde şöyle bir cümle geçtiğini anımsıyorum “Lisede öğretilen tarih dersi değil, takvim dersi...” Olayların takvimde hangi gün gerçekleştiğini ezberlemeye dayalı bir tarih dersini, bundan daha iyi ifade eden bir anlatıma rastlamadım daha sonra... *** Tarih nedir? İnsan varoluşunda nasıl bir yer tutar ve neden önemlidir? İnsanlık daha yazıyı icat etmeden önce sorulmaya başlanmış; binlerce yıldan beridir de çeşitli açılardan cevaplandırılmaya çalışılan tartışmalara neden olmuş böylesi köklü soruların yanıtı bir çırpıda verilemez. Ancak tarihin olup bitmiş olayların kaydedilmesinden ve hatırlanmasından ibaret bir disiplin olmadığını veya böylesi takvimleştirilmiş bir tarih versiyonunun anlamsızlığını; liseli bir insan dahi kolayca anlayabilir. İnsanın binlerce yıllık varoluşunda, yüzlerce coğrafyada, milyarlarca insanın, onbinlerce konuda, yaptığı, söylediği, aktardığı, yıktığı, inkar ettiği, düşündüğü, söylediği, yazdığı, uydurduğu, ürettiği, hissettiği, tükettiği, yıktığı her şey tarihin konusudur... Genel olarak tarihten; belli bir alanın örneğin sanatın tarihinden veya bir sanat disiplininin mesela müziğin tarihinden; üstelik bir müzik aleti olan gitarın tarihinden; dahası John Lennon’un gitarının tarihinden bahsedebiliriz. Ve tabii ki, tarih işi ile meşgul olunmasının da bir tarihi vardır, yani tarihçiliğin kendi tarihi... *** Bu kadar büyük bir malzemenin içinden, hangi boyuta odaklanıldığı tarihçinin tercihleri ile ilgilidir. Ve odaklanılan boyutun içindeki hangi olayların kaydedilip hangilerinin silindiği, hangi olayların önemli, hangi olayların önemsiz kabul edildiği ve olguların arasındaki bağlantıların nasıl yorumlandığı da tarihçiye bağlıdır... Bu sebeple, aslında tarihin “gerçek olaylara dayalı bir aktarım” değil, herhangi bir romandan farkı olmayan kurgulanmış bir eser olduğu iddia edilmiştir. Postmodern bakış açısına göre; “herhangi bir tarihsel aktarımın gerçekten yaşanıp yaşanmadığını veya yaşananların aktarılanlardan ibaret olup olmadığını bilemeyiz. Her öznenin farklı bir gerçek algısı vardır ve evrensel bir tarih mümkün değildir. Bu sebeple de tarihin gerçekliği, romanın gerçekliğinden bile daha tartışmalıdır....” Oysa bunun postmodernistlerin kendi gerçeklik algılarından ibaret olduğu o kadar açıktır ki... Tarihi de bilimi de asla karşılanması mümkün olmayan standartlarla yargılayıp, bu standartlara erişemedikleri için reddetmek, sadece roman tadındaki postmodernizmin kurgusunda “gerçek” kabul edilebilir... *** Her insan, bugün yapmakta olduğu bir şeyin geçmişte yaşadığı başka bir şey ile olan bağlantısı hakkında konuşabilir. Bugünkü arzularının, hedeflerinin, motivasyonlarının, kaygılarının ve korkularının geçmişteki bir yaşanmışlığa dayalı tarihini çıkarmayacak kimse yoktur. Bu kişisel tarihin, bugün ne olduğumuz ile olan bağlantısı kadar yarın ne olabileceğimiz veya ne yapmak istediğimiz ile olan bağlantısı da hepimiz için açıktır. Bu gerçektir... Böylesi bir gerçekliği yaşamamış, daha sonra da sorgulayarak veya yeni deneyimlerin ışığında revize etmemiş herhangi bir kimse var mıdır? Bir gün gelir ve farkederiz ki; önceki tarihimizde önemsemediğimiz, geride bıraktığımız bir “ayrıntı”, artık o kadar önemsiz görünmüyor. Bu ayrıntının hak ettiği önemi almasıyla birlikte, bütün yapının değiştiğini, gelecek veya bugüne dair motivasyonlarımızın yeni boyutlar veya farklı doğrultular kazandığını görürüz. Yani önceki gerçekliğimiz yerine başka bir gerçekliği koyarız. Bu durum, iki gerçeklik arasında herhangi bir bağ olmadığı veya ikisinden birisinin daha az gerçek olduğu anlamına gelmez... Tam aksine, “bugün”ün içinde farklı bir “yarın” olanağının belirdiği ve bunun “geçmiş”teki nüvelerinin farklı bir anlam kazandığı anlamında gelir. “Bilim kendini yadsıyarak ilerler” tanımlaması, tarih bilimi için de geçerlidir. *** Liselerde hala tarih niyetine takvim okutuluyor. Osmanlı İmparatorluğu, TC’nin kuruluşu ve 1963 olaylarını ezberlemeye dayalı bu tarih; milliyetçi bir yarının güvencesi olabilsin diye geçmişten damıtılarak bugüne enjekte ediliyor... Böylesi bir bir “bugün”e veya olası bir “yarın”a direnmek için; mücadeleyi tarih düzleminde de sürdürme gereği bundandır. Toplumlar ne yaşamış olduklarınan, ne yaşamak istediklerinden ne de bugün yaşamakta olduklarından ibarettirler... “Yarın”ı değiştirebilmenin yolu ise; “bugün” yapacaklarımızdan geçer ve “bugün”ü anlamlandırabilmek için de “geçmiş”teki kökleri tanımamız gerekir. İşte tarih, o köklere dair bir bilimdir. Kökü kaybedersek, sadece bugünü değil, yarını da kaybederiz. İşte tarih bunun için önemlidir. Yazılar / Tarih 07 Eylül 2020 Saat 0823 / Kimi insanlar isimleri unutur; yakinen tanıdığı birinin ismini hatırlamaz. Hafızada olmasına rağmen aklına gelmez. Bu durum özellikle öğretmenler arasında yaygındır. Peki bu tabii bir şey midir? Medyada kullanılan 5N1K kuralı, hafıza bilimlerinden ödünç alınmıştır; hafızanın altı sadık bekçisi diye bilinir bu. Altı bekçiden kasıt nedir? “Ne, nerede, nasıl, niçin, ne zaman ve kim?” gibi sorular altı bekçilerdendir. Altı bekçiyle beyne/hafızaya alınmış bilgileri yeniden hatırlarız. Bir kişi çok önceden ve hep unutkan ise, sıklıkla isimleri hatırlamakta zorluk çekiyorsa, kendisinden hafızayla ilgili metotları geliştirmesi istenir. Bu sonradan olmuşsa, stres ve gizli depresyona bağlı bir rahatsızlık var demektir. Kişi depresyonda olduğunu bilmez, bu unutkanlık ve yorgunluk şeklinde kendini gösterir. Unutkanlık, ilk önce kelimeleri hatırlamamakla başlar; arkasından yüz ve simalar unutulur. Peşinden hadiselerin unutulması gelir; bir gün önce yaşanan akla gelmez. Kişi bu seviyeye geldiğinde unuttuğunu da unutur. Bu hastalığın ileri derecesidir. Ayhan Songar’a, “Demansı nasıl anlarsınız?” diye sorulmuş, kendisi de şöyle bir cevap vermişti “Kişi tuvalete gittiğinde kapıyı açmayı unutuyorsa unutkanlık başlamış, tuvalete girip kapıyı kapatmayı unutursa hastalık ilerlemiş demektir.” Beyni doğru kullanmayı bilen kişi, 5N1K yöntemiyle çok şeyi yeniden hatırlar. Bu yöntem nasıl uygulanır? Mesela bir hadise yaşadınız, bunu hep hatırlamak istiyorsunuz. Bunun için şu soruları sormanız lazım Yaşanan ne? Hadise nerede yaşandı? Ne zaman oldu bu? Orda kim vardı? Nasıl gerçekleşti? Niçin yaşandı hadise? Olay böyle altı sorunun cevabı verilerek hafızaya kaydedildiğinde, üzerinden zaman geçip unutulsa da yeniden hatırlanır. Çünkü sorulardan birinin cevabı unutulsa da diğerleri unutulmaz. Bir sorunun cevabı diğer soruların cevaplarını da getirir. Bilgi çağındayız, dolayısıyla bilginin hıfzedilerek korunması gerekiyor Hafızasına güvenmeyen bunları yazılı olarak tutmalıdır. Bilgisayarın önbeleğini düşünün. Önbellekte bilgi fazlaysa bilgisayar yavaşlar. Bunun önüne geçmek için kullanılmayan dosyalar kapatılır. İnsan uyandığında yapması gereken işleri not etmeyip de zihnine yazarsa beynini yormuş olur, kaçınılmaz olarak unutur. Bu sebeple yapacağı işleri mutlaka bir yere not etmelidir. Bu kayıtlara göre iş yapmalıdır. Kayıtlara göre iş yaptığında unutmak derdinden kurtulacaktır. Birisi Peygamber Efendimiz’e gelip, “Çok unutuyorum, ne yapmalıyım?” diye sorar. “Sağ elinden yardım iste” buyurur Efendimiz. Sağ elinden yardım almak, yazmak anlamına gelir. “Hafızam çok kuvvetli, yazmaya ihtiyacım yok” diyemeyiz. İnsan her şeyi hafızasında tutamaz. Bir işin hafızada kalması, o işe yoğunlaşmaya da bağlıdır. Mesela dün ne yediğimizi unutabiliriz ama yemek sırasında olan depremi asla unutamayız. Çünkü yemek sıradan bir şey iken depremin içimizdeki karşılığı yoğundur. İşin, hadisenin gerçekleşirken verdiği duygunun derecesi önemlidir. Bir işi ve hadiseyi yaşarken yaşadığımız yoğunluk, bunlara verdiğimiz anlam ve duygu derecesi unutulmalarının önüne geçer. İnsan önem verdiği bilgileri hatırlar, önemsiz gördüklerini de unutur. Kuma yazılanla taşa yazılan bir olamaz. Prof. Dr. Nevzat Tarhan – Zafer Dergisi

tarih dersini unutmamak için ne yapmalı