OPB9k. Musa Kazım GÜLÇÜR 9 Ağustos/2019 İçindekiler Cenâb-ı Hakk’a Ait Zâtî ve Sübûtî Sıfatlar 2 Giriş 1 A. Zâtî ve Sübûtî Sıfatlar 3 1. Hayât 3 2. İlim 4 3. İrâde 6 4. Kudret 7 5. Sem’ 8 6. Basar 8 7. Kelâm 9 8. Tekvin 10 Bismillahirrahmanirrahim Yâ Rabbe’s-semâvâti ve’l-aradîn, Yâ ze’l-Celâli ve’l-İkrâm, Yâ Mâlike’l-Mülk, Yâ Azîz u Yâ Hakîm u Yâ Ğaffâr, Yâ Evvel, Yâ Âhir, Yâ Zâhir, Yâ Bâtın, Yâ Allah, bizlere lütfettiğin görünen ve görünmeyen bütün nimetlerine meleklerin adedince, arşın ağırlığınca, mahlukatın adedince, razı olduğun miktarda ve ilmin sayısınca hamd ederim. Efdalu’l-Enbiya, Ekramu’l-Asfiyâ, İmamu’l-Evliyâ, Hâtemu’l-Enbiyâ, Habîbu Rabbi’-Âlemîn, Şehîdu’l-Mürselîn, Şefîu’l-Müznibîn, Seyyidi Veledi Âdem, Beşîru’n-Nezîr, Sirâcu’l-Münîr, Sâdıku’l-Emîn, Hakku’l-Mübîn, Sahibu’s-Seb’i’l-Mesânî ve’l-Kur’âni’l-Azîm, Nebiyyu’r-Rahme, Hâdi’l-Ümme, el-Müeyyed bi Seyyidinâ Cibrîl ve Seyyidinâ Mîkâîl, el-Mübeşşer fi’t-Tevrâti ve’l-İncîl, el-Müctebâ, el-Müntehab, Abdullah oğlu Efendimiz Muhammed’e, âl ve ashâbına, mukarrabîn meleklerine, bütün enbiyâya ve Allâh’ın sâlih kullarına salât ve selâm olsun. Âmin. Şiir Nimet-i bâkî dilersen aç Kitâbullâh’a bak, Dîdâr-ı Hakk’ı dilersen gel sıfâtullâha bak, Çünkü bildin Hak sıfâtı mazhar-ı insan durur, Âlem-i kübrâ dilersen anla Zâtullâha bak. Gir vücudun şehrine gör cân ile cânân nedir, Kalb-i insânda görünen nûr-u arşillâha bak, Cümle haccâc u melâike bil ziyâret kıldığı, Girip ihrâm ile dâim sırr-ı beytullâha bak. Lekad kerremnâ benî Âdem diye buyurdu Hak, Cümle eşyadan kerametli olan insana bak, Âdem’e kendi ruhundan nefh edip kıldı nazar, Gel berü emvâtı ihya kılan ruhullâha bak.[1] Bir önceki yazımızda, Cenâb-ı Hakk’a ait tenzîhî ve selbî sıfatlardan; Vücut mümkünü’l-vücut olan biz insanlardan ve diğer canlılardan bütünü ile farklı, varlığı zorunlu yani Vâcibu’l-Vücud olması, Kıdem Ezeli olması, evveli olmaması, Bekâ Ebedi olması, sonu olmaması, Muhalefetün-lil-havâdis Allâh’ın Zâtının, mahlukatın zatlarına, Yüksek Sıfatlarının da mahlukatının sıfatlarına benzememesi, Kıyam binefsihî Varlığının devamının zatından olması, başkasının yardımıyla olmaması ve Vahdaniyet Bir olması, ortağı bulunmaması konularına yer vermiştik. Bu yazımızda ise Zâtî ve Sübûtî sıfatlar konusunu, Allâh’ın cc izni ile ayrıntılandırmaya çalışacağız. A. Zâtî ve Sübûtî Sıfatlar Haşir Suresinin son üç âyet-i kerimesi Cenâb-ı Hakk’a ait Zâtî ve Sübûtî sıfatlar; Hayat, İlim, İrâde, Kudret, Sem’, Basar, Kelâm ve Tekvin’dir. Allâh cc, bir ilimle Alîm, bir kudretle Kâdir, bir kelam ile Mütekellim, bir sem’ ile Semî’, bir basar ile Basîr’dir. Bu sıfatların hepsi Ezelî ve ve Ebedî olup Allâh’ın Zâtı ile kaimdir. Bu sıfatlar Allâh’ın cc ne aynı ne de gayrısıdırlar. İlâhî sıfatlar cisim, araz ve cevher değillerdir. “Cevher”, yaratılmış şeylerin hakikati olan ve Allâh’ın cc ezeli ilminde mevcut bulunan suretlerdir. Cevher, mütehayyizdir. Cevherin bir tahayyüzü doldurduğu bir boşluk ve bir de hayyizi işgal ettiğin mekan vardır, Cevherin hayyizi, kendi gibi bir cevherin yerini işgal etmesine mani olan cüziyatından ibarettir. Hayyiz, cevherin zatının işgal ettiği mekan / mevkidir. Cevheri ister yukarı doğru çıkıyor ister aşağı iniyor, isterse de yatay olarak ilerliyor takdir et, zatı işgal ettiği bir hayyizden ayrı düşünülemez. “Araz” ise, kendi kendine var olmayıp görünmesi için bir asla, bir cevhere muhtaç olan şeydir. Mesela, renkler bir arazdır. Cevherde kaim olan bir manadan ibarettir. Araz olarak isimlendirilmesi cevher ve cisimde arizî olmasından dolayıdır. Kaim olduğu cevherin durumuna göre değişir. Dolayısı ile cisimler, cevherler ve arazlar toplamıdır. Cisim, araz ve cevher olmayan İlâhî sıfatların varlığını kabul etmek başka bir şeydir, bu sıfatların zıtlarını reddetmek, Allâh’ı cc bu sıfatların zıtlarından tenzih etmek ise daha başka ve daha farklı bir şeydir. Mesela, Cenâb-ı Hak Teâlâ ve Tekaddes Hazretlerinin “Kudret” sıfatının sınırsızlığını kabul ve ikrar etmek itikat ve inanç açısından en zaruri bir tutum iken, “acz” sıfatını Allâh’tan cc bütünüyle ve keskin bir şekilde reddetmek yine itikat ve inanç açısından en zaruri bir tutumdur ve daha başkadır. Diğer bütün sıfatlar için de böyledir. Yani bir taraftan zıtlar reddedilirken, diğer taraftan da sonsuz bir şekilde kemâl sıfatların varlığı kabul ve iman edilir. Ayrıca bu sıfatlar, biz böyle vasıflandırdığımız için değil, Allâh cc kendisini bu şekilde vasıflandırdığı için iman edilmesi gereken yüksek sıfatlardır. Bizler O’nu, ancak ayet-i kerîmelerde ve sahih hadis-i şeriflerde geçen sıfatlarla tavsif edebiliriz. Allâh Teâlâ, ezel itibarı ile Yaratıcı, İcat edici, Şekil verici, Affedici, Merhamet edici ve Şükredicidir. Allâh Teâlâ, ezelde de bu sıfatlarla mevsuf olduğu gibi ebed itibarıyla da bu sıfatların sahibidir. Her ne kadar ezelde affedilen, merhamet edilen bulunmamış olsa bile sıfatların ezeli ve ebedi oluş keyfiyeti değişmez. Şimdi de bu zâtî ve subutî sıfatları biraz daha ayrıntısı ile görmeye çalışalım. 1. Hayât Âyet el-Kürsî Cenâb-ı Hakk’ın “Hayat” sâhibi olması, en kâmil anlamı ile hayat vasfı ile muttasıf olması demektir. Cenâb-ı Hak hakkında vacip/zorunlu olan bu sıfat, mahlûkatta görülen ve maddenin ruh ile birleşmesinden doğan, geçici ve maddî bir hayat olmayıp ezelî ve ebedîdir. Bütün hayatların kaynağı olan hakikî hayattır. Kur’an-ı Kerîm’de “Hay” diri ve “Muhyî” dirilten, can veren şeklinde zikredilen isimleriyle el-Bakara 2/255; er-Rûm 30/50 Cenâb-ı Allah hayatın sebebidir. Bir âyet-i kerimede de Cenâb-ı Hakk’ın hem “hayat” sıfatı hem de “ölümsüzlüğü” şu şekilde beyan buyurulur وَتَوَكَّلْ عَلَى الْحَيِّ الَّذٖى لَا يَمُوتُ “Ölmek, şanından olmayan O Baki-i Tealâ’ya güvenip, dayan.” Furkan, 25/58 Hayat sıfatı, İlim, İrade, Kudret gibi kemâl sıfatlarıyla yakından ilgilidir. Bu sıfatların sâhibi bir Zâtın, hayat sâhibi olması zarurîdir. Çünkü ölü bir varlığın ilim, irade ve kudret gibi kemâlâtın sâhibi olacağı düşünülemez. Bunun içindir ki Hayat sıfatı, Cenâb-ı Hakk’a ait İlim, İrade ve Kudret gibi sıfatlarla vasıflanmasını sağlayan Ezelî ve Ebedî bir sıfattır. Hayat sıfatının zıddı memât, yani ölü olmaktır. Bu ise Allah hakkında bütünüyle muhaldir. 2. İlim “Allah bilir, siz bilmezsiniz.” Bakara, 2/216 İlim, Allah’ın zâtına nisbet edilen sübûtî sıfatlar içinde yer alır ve bunların en kapsamlısını oluşturur. Allah Teâlâ’nın her şeyi bilmesi, ilminin her şeyi kuşatması demektir. Diğer sıfatları gibi ilim sıfatı da kadimdir, öncesizdir. Allâh’ın cc ilmi, her şeye taalluk eden bir ilimdir. Bu âlemi en güzel şekilde, en mükemmel bir nizâm üzere yaratan ve onu idare eden Zât-ı Akdes’in, yarattığı varlığı en ince teferruatına kadar bilmesi gerekir. Zira hakikati, faydası, lüzumu ve hikmeti bilinmeyen bir şey, nasıl ve niçin yaratılacaktır? O halde yaratıcının bir şeyi yaratabilmesi için, evvelâ ilim sâhibi olması, sonra o ilmin icaplarına göre yaratması şarttır. اَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَهُوَ اللَّطٖيفُ الْخَبٖيرُ “Yaratan bilmez mi? O, en gizli şeyleri bilir, her şeyden hakkıyla haberdardır.” Mülk, 67/14 Yukarıdaki âyet-i kerîmede beyan buyurulduğu üzere ilim, nesne ve olayların üzerinden bilinmezliği kaldıran bir özellik taşır sıfat-ı kâşife ve çok geniş bir alana yöneliktir. Ayrıca Cenâb-ı Hak; يَعْلَمُ مَا يَلِجُ فِى الْاَرْضِ وَمَا يَخْرُجُ مِنْهَا وَمَا يَنْزِلُ مِنَ السَّمَاءِ وَمَا يَعْرُجُ فٖيهَا “Yere giren, oradan çıkan, gökten inen, oraya yükselen şeyleri O bilir.” Hadid, 57/4 Bu âyet-i kerîmede de Cenâb-ı Allâh cc, ilminin sonsuzluğunu, hem âfâkta hem de enfüste olan biteni en iyi şekilde bildiğini beyan buyurmaktadır. Yine, iman ve salih amel sahiplerini mükâfatlandırmak, isyan eden ve kötü yolda olanları da cezalandırmak, ancak bu kimselerin yaptıklarını bütün teferruatı ile bilmekle mümkündür. İlim kelimesi, Kur’ân-ı Kerîm’in yaklaşık 380 âyetinde isim, muhtelif fiil sîgaları ve sıfatlar âlim, alîm, allâm, alem şeklinde Allah’a nisbet edilmiştir. سَوَاءٌ مِنْكُمْ مَنْ اَسَرَّ الْقَوْلَ وَمَنْ جَهَرَ بِهٖ وَمَنْ هُوَ مُسْتَخْفٍ بِالَّيْلِ وَسَارِبٌ بِالنَّهَارِ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْكَبٖيرُ الْمُتَعَالِ “O Hâlık-ı Kerîm gizliyi de açıkta olanı da bilicidir. Pek büyüktür, her şeyden üstündür. Aranızdan sözü gizleyen de onu açık söyleyen de geceleyin gizlenen de gündüzün görünen de O’nca birdir. Hepsini bilir, görür. O’nun bilgisinden ve görmesinden hiçbir şey kaybolmaz.” Rad, 13/9-10 Bu ayet-i kerime de Allah’ın kâmil bir ilim ve tam bir kudret ile mevsûf olduğuna, kendisine yakışmayan her şeyden uzak olduğuna delâlet etmektedir. O’nun ilmi, bütün kâinatı çevreler. Allah her şeyi bilir. Onun bilgisinden hiçbir zerre hariçte kalmaz. Hiçbir varlık düşünce ve hareketini Yüce Allah’tan saklayamaz. Bir başka âyet-i kerimede Cenâb-ı Hak şöyle buyurur لَا يَعْزُبُ عَنْهُ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ فِى السَّمٰوَاتِ وَلَا فِى الْاَرْضِ وَلَا اَصْغَرُ مِنْ ذٰلِكَ وَلَا اَكْبَرُ اِلَّا فٖى كِتَابٍ مُبٖينٍ “Ne göklerde ne yerde bir zerre miktarda bir şey O’ndan O’nun ilminden kaçamaz. Bundan daha küçük ve daha büyük hiçbir şey müstesna olmamak üzere hepsi muhakkak apaçık bir kitapda yazılıdır.” Sebe, 34/3 Allah’ın böyle her şeyi bildiğini güzelce düşünüp doğrulayan bir insan, elbette daima uyanık bulunur, her söz ve hareketini bir edep üzere düzenler. Fena sözler söylemez, fena işler düşünmez, başkasına sarkıntılık etmez, hiçbir kimsenin görüp bilemeyeceği yerlerde bile Allah’ın buyruklarına aykırı bir iş yapmaz. Çünkü her yaptığını bilen Yüce Allah’ın varlığına imanı vardır. İlmin zıddı cehil, gaflet ve unutkanlıktır. Bütün bunlar Hak Teâlâ hakkında muhaldir. Çünkü O Yüce Zat; وَهُوَ بِكُلِّ شَیْءٍ عَلٖيمٌ “Her şeyi hakkıyla bilendir.” Bakara, 2/29; Enam, 6/101; Yasin, 36/79; Hadid, 57/3 3. İrâde “Onun emri, bir şey’i dilediği zaman, ona ancak Ol» demesinden ibâretdir. O da oluverir. Her şey’in mülk-ü tesarrufu ve kudreti kendi elinde bulunan Allah ın şanı ne kadar yücedir, münezzehdir! Siz ancak Ona döndürülüp götürüleceksiniz.” Yâsîn, 36/82-83 O’nun iradesi ezelî ve ebedidir. Allah yaratacağı şeyleri bu irade sıfatı ile hikmetine göre meydana getirmeyi diler ve dilediği şey mutlaka olur. O dilemedikçe hiçbir şey vücuda gelmez. Hiçbir şey kendiliğinden var olmaz ve kendiliğinden yok olmaz. Ancak Allah’ın dilemesiyle var olur ve yine O’nun dilemesiyle yok olur. Allah’ın bir şeyin olmasını ya da olmamasını dilemesi, her şeyi dilediği gibi tayin ve tespit etmesi demektir. Allah Teâlâ kâmil bir irade sahibidir. Bu kâinatı ezelî olan iradesine uygun olarak yaratmıştır. Bu kâinatta olmuş ve olacak her şey Allah’ın dilemesi ve irade etmesiyle olmuş veya olacaktır. O’nun her dilediği mutlaka olur, dilemediği de asla vücut bulmaz. Bu hususta Kur’an’da إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَا أَرَادَ شَيْئًا أَن يَقُولَ لَهُ كُن فَيَكُونُ “Onun emri, bir şeyi dilediği zaman, ona ancak ol’ demesinden ibarettir. O da oluverir.” Yasin, 36/82 Bu âyet-i kerimenin bir benzeri de Âl-i İmrân, 47’de bulunmaktadır. Hadîs-i şerîfte de “Allah’ın dilediği oldu, dilemediği de olmadı” buyurulmuştur. İrâde sıfatından başka, meşîet adında müstakil bir sıfat yoktur. Eğer İrade sıfatı âlemin belirli bir zamanda vuku bulmasını gerektiriyorsa, iradenin ona taallûku dolayısıyla İlim sıfatı da âlemin o vakitte var olmasının tâyinine taallûk eder. Böylece bu tâyinin gerçek illeti, sebebi İrade olur. İlim ise, sadece bu tayine taallûk etmiş, ona tabi olmuş ve onda bir tesir icra etmemiş olur.[2] İrade, bütün hâdis varlıklara taalluk eden bir sıfattır. Bütün varlıklar, Yüce Allah’ın kudretiyle yaratılmıştır. O’nun Kudreti ile yaratılan her şey, kudretin makdüra iktiranı ve ona tahsis edilmesi için İrade sıfatına muhtaçtır. Buna göre her makdür murâd, her sonradan olan da makdürdur. Her sonradan olan, İrade ile meydana gelmiştir. Şer, küfür ve masiyet gibi kavramlar da hâdis olduğuna göre, şüphesiz bunların da Yüce Allah’ın İradesi ile yaratılmış olmaları gerekir. Şüphesiz Yüce Allah’ın dilediği olur, dilemediği olmaz. Selefin ve bütün Ehl-i Sünnetin itikadı işte budur.[3] 4. Kudret “Şüphesiz ki Allah, her şeye kâdirdir.” Bakara, 2/20; 109; 148; Ali İmran, 3/165 Kudret, Hak Teâlâ’nın varlıklar üzerinde İrâde ve İlmine uygun olarak tesir ve tasarruf etmesi, her şeyi yapmağa ve yaratmaya gücü yetmesi demektir. Ezelî ve ebedî kemal üzere bir Kudret Allah Teala’ya mahsustur. Kudret de diğer sübûtî sıfatlar gibi ezelîdir. Kudret, Allâh’ın cc İradesi doğrultusunda müessir olan bir sıfatıdır. Allah Teala her mümkün varlık üzerinde dilediğini yapmaya kadirdir. Allah Teâlâ’nın sonsuz bir kudret sahibi olduğuna ve her şeye kadir bulunduğuna, görmekte olduğumuz şu kâinat ve ihtiva ettiği güzellik ve şaşmaz nizam en büyük delildir. Onları yaratmaya ve yok etmeye güçlüdür. O’nun kudretine nihayet yoktur. Evrende sürekli biçimde hâkim olan nizam ve ahenk, bu âlemin yaratıcı ve yöneticisinin fiilini kudret ve irade ile işlediğini gösteren en önemli delillerden birisidir. Bütün tabiata hâkim olan sürekli düzenin yanı sıra, canlıların yapılarındaki estetik ve uyum, şuurlu canlılardaki temyiz yeteneği ve diğer varlıklardaki şaşırtıcı güzellikler de Allâh’ın cc kudretinin işaretçileridir. Alem, zihinleri hayrette bırakacak birtakım harikalardan ve ayetlerden meydana gelen, muhkem, mürettep ve üstün bir nizama, eşsiz bir düzene sahiptir. Bu ise şüphesiz üstün bir kudrete delalet etmektedir. Muhkem olan her fiil, kudret sahibi bir fail tarafından meydana getirildiğine, âlemin de muhkem ve mürettep bir fiil olduğuna göre, âlemin kadir olan bir fail tarafından yaratılmış bulunduğunda şüphe yoktur.[4] 5. Sem’ Es-Semi’ El-Basîr Semi, Allah’ın her şeyi işitip, her işi görmesi demektir. Sem’ ve Basar sıfatları da Allah’ın ezelî ve ebedî kemâl sıfatlarındandır. O’nun işitmesi, yaratıkların işitmesi gibi noksan ve hudutlu değildir. Yüce Allah her şeyi vasıtasız olarak işitir. Semî’ ismi kırk altı âyette Allah’a izâfe edilmiş olup bunların otuz ikisi Alîm, on biri Basîr, biri Karîb isimlerinden önce zikredilmiş, iki âyette de “Semîu’d-duâ” duayı işiten, kabul eden şeklinde kullanılmıştır. Allah’ın işitip görmesine, uzaklık-yakınlık, gizlilik-açıklık, karanlık-aydınlık gibi mefhumlar bir engel teşkil edemezler. Hiçbir şey O’nun işitme sıfatının dışında kalamaz. O, kullarının dualarını ve zikirlerini, gizli-aşikâr dilek ve yalvarışlarını işitip hikmetine uygun şekilde karşılık verir. İşiticilik, Allah’ın Zâtıyla kâim olup işitilecek şeylerin kendisine gizli kalmadığı Yüce Zâtın Basîr, Alîm, Kadîr gibi ezelî sıfatını teşkil eder. Bu anlamda Semî’ için ilgi alanı taalluk düşünmeye gerek yoktur. Bu ilâhî isim veya sıfat karşısında gizli ile âşikâr, konuşma ile sükût halleri eşittir. Yüce Allah’ın böyle her şeyi işittiğine iman eden bir insan, daima güzel konuşur, her zaman Allah’ı anar, O’nu yüceltir. Her sözünü ve işini Allah’ın rızasına uygun yapar. Sem’ ve Basar sıfatları birer kemâl sıfatı olduğundan, zıtları olan amâlık görmemek ve sağırlık işitmemek Zât-ı Bârî hakkında muhal olan noksan vasıflardandır. 6. Basar El-Basîr Basar, görme kuvveti demektir. Yüce Allah kendi şanına uygun bir halde Basar görme sıfatı ile vasıflanmıştır. Allah herhangi bir alet ve vasıta olmaksızın her şeyi görür. Fakat alet ve vasıta ile görenlerin gördüklerini de görür. Her gözden gören O’dur. Bazı şeyleri görmesi, diğer şeyleri görmesine engel olmaz ve O’nun görmesinden hiçbir şey gizli kalmaz. En karanlık gecelerde, karıncaların ve daha küçük yaratıkların kımıldamalarını, hareketlerini görür ve bilir. Semî’ ve Basîr sıfatları Hayy sıfatı ile yakından ilgili hatta onun zaruri bir sonucudur. Çünkü hayat sahibi olan sonsuz varlığın, cansız nesnelerden farklı olarak işitme ve görme özelliklerine de sahip olması gerekir. İşitme ve görme yetkinlik ifade eden kavramlar olduğuna göre Allah’ın bu yetkinliklerden yoksun olduğunu düşünmek mümkün değildir. O sebeple, ibadetler ancak semî’ ve basîr olan bir mâbuda yapılabilir. Kur’an-ı Kerîm, “Hiç görenle görmeyen bir olur mu?” Enâm 6/50; Rad 13/16; Fâtır 35/19 buyurarak, Basar sahibi olmamanın mutlak kemale gölge düşüreceğine dikkat çekmiştir. Diğer sübûtî sıfatlar gibi kadîm olan bu sıfat da görülebilen her şeye sonsuz lâ yezâlî olarak taalluk eder. Bu sıfatın kadîm olması onun taalluk ettiği şeylerin de kadîm olmasını gerektirmez. Şüphe yok ki, görememek ve bilememek büyük bir noksanlıktır. Yüce Allah ise böyle bütün noksanlıklardan beridir ve bütün kemal sıfatları ile vasıflanmıştır. Kalbi iman dolu bir insan, Yüce Allah’ın kendisini görüp gözetmekte olduğunu bilir ve üzerinde düşünür. Böylece durumunu düzeltir, edebe aykırı hiçbir harekette bulunmaz, melekler gibi temiz bir hayat içinde yaşamaya çalışır. 7. Kelâm “Ve Allah Teâlâ Musa’ya bilmuhatabe aracısız tekellüm buyurmuştur.” Nisa, 4/164 Kelam, Allah Teâlâ’nın harfe ve sese muhtaç olmadan konuşması demektir. Allah Teâlâ’nın kelâm, yani, söyleme, konuşma sıfatı vardır. Bu sıfat ezelî ve ebedîdir. Bu sebeble Allah’a Mütekellim denilir. Kur’ân-ı Kerîm’e de Kelâmullah tabir edilir. Allah’ın peygamberlerine bildirdiği vahiyler, onlara verdiği İlâhî kitablar, insanlara ve diğer canlılara gönderdiği vahiy ya da ilhamlar, hep O’nun Kelâm sıfatının bir tecellîsidir. Allah cc, gerek insanlarla gerekse de peygamberleri ile vahiy yoluyla, elçi göndermek suretiyle veya perde arkasından konuşmuştur. وَمَا كَانَ لِبَشَرٍ اَنْ يُكَلِّمَهُ اللّٰهُ اِلَّا وَحْيًا اَوْ مِنْ وَرَائِ حِجَابٍ اَوْ يُرْسِلَ رَسُولًا فَيُوحِىَ بِاِذْنِهٖ مَا يَشَاءُ اِنَّهُ عَلِىٌّ حَكٖيمٌ “Allah, bir insanla ancak vahiy yoluyla yahut perde arkasından konuşur. Yahut bir elçi gönderip, izniyle ona dilediğini vahyeder. Şüphesiz O yücedir, hüküm ve hikmet sahibidir.” Şûrâ, 42/51 وَكَلَّمَ اللّٰهُ مُوسٰى تَكْلٖيمًا “Ve Allah Teâlâ Musa ile bilmuhatabe aracısız tekellüm buyurmuştur.” Nisa, 4/164 Bu âyet-i kerimede yer alan كَلَّمَ “konuştu” fiili, bu fiilin mastarı yani تَكْلٖيمًا “konuşmak” kelimesi ile teyit edildiği için, Arap dil bilginlerinin görüş birliği ile, hiçbir şekilde mecaza hamledilemez. Dolayısı ile âyet-i kerimede beyan edilen “konuşma” fiili tam bir “kelamı” yani “konuşmayı” beyan eder. Bu durumda şimdi aktaracağımız âyet-i kerimenin meali de Allâhu alem şu şekilde olmalıdır وَلَمَّا جَاءَ مُوسٰى لِمٖيقَاتِنَا وَكَلَّمَهُ رَبُّهُ “Musa, kendisiyle konuşacağımızı vadettiğimiz vakitte gelince, Rabbi ona kelâmını vasıtasız olarak söyledi.” Arâf 7/143. Kelâm sıfatı, Allah’ın ezelde konuşma gücü bulunması ve Zâtında kelâm yaratması demek olup, konuşma gücü ezelî, Zâtında harf ve ses yaratmak suretiyle söz söylemesi ise hâdistir. Kelâm, Allah’ın Zâtıyla kaim manalardan ibaret olup ezelîdir. Allah, ezelî kelâmını, harf ve ses vasıtası olmaksızın da harikuladelik çerçevesinde, dilediği kuluna işittirir. İlâhî sıfatların mahiyetini tam olarak bilmek imkânsız olmakla birlikte, teşbihten kaçınarak kabul etme şartıyla kelam, Allah’ın İlim ve İrade’sinden ayrı sübûtî bir sıfatıdır. Bu sıfatlar hâdis olsaydı, kadim olan Allah’ın da hadis varlıkların bir mahalli olması gerekirdi. Bu ise muhaldir. Yüce Allah için bu yedi sıfattan türeyen isimler, O’nun hakkında ezeli ve ebedi olan isimlerdir. Allah ezelde Hayy, Alîm, Mürîd, Kâdir, Semi’, Basîr ve Mütekellimdir. 8. Tekvin “Ol der, oluverir.” Yasin, 36/82 Tekvin, Allah’ın sübûtî sıfatlarından biri olarak yoktan var etme, icat ve yaratma demektir. Tekvin, mâdum yok olan bir şeyi yokluktan çıkarmak, vücuda getirmek demektir. Bu da Allah’ın bir sıfatıdır. Yüce Allah bu tekvin sıfatı ile dilediği herhangi bir şeyi yoktan var eder veya var iken yok eder. Kur’an-ı Kerîm’de Cenâb-ı Hakk’ın gökleri ve yeri yoktan yarattığı, O’nun şekil verenlerin en güzeli ve yegâne gerçek yaratıcı olduğu, yaratıcılığının kesintiye uğramadığı, her şeyin icat edilişi, tabiat düzeninin kurulup korunması, insana verilen nimet ve yetenekleri anlatan âyetler tekvin sıfatının naklî delilleridirler. Tekvin, Ehl-i Sünnet’in iki hak itikâdî mezhebinden biri olan Mâtüridîlere göre, İlim, İrade ve Kudret sıfatından ayrı bir sıfattır. Yine Mâtüridîlere göre, Hak Teâlâ’nın yaratmak, rızık ve nimet vermek, azap vermek, diriltmek, öldürmek gibi bütün fiil sıfatları, tekvin sıfatına râcidir ve bu sıfatın eserleri ve tecellîleridirler. Bu sebeple fiilî sıfatlar olarak adlandırılır. Kudret ve Tekvin, birer kemal sıfatı olup, zıtları olan acz, Allah hakkında muhaldir. Eş’arî mezhebine göre ise, Allah’ın Tekvin sıfatı, Kudret sıfatının makdûrata yaratılması takdîr edilmiş şeylere, yaratma ânında taallûkundan ibaret olup, müstakil bir sıfat değildir. Yani Tekvin, Kudret sıfatı içinde itibarî bir vasıf olmaktadır. Eşarilere göre, Allah Teâlâ’ya Mükevvin isminin verilmesi, O’na kudret sıfatından ayrı, “Tekvin” adında bir sıfatın isnat edilmesini gerektirmez. İcat etmek, yaratmak, bilfiil vücuda getirmek, Hak Teâlâ’nın doğrudan Kudret sıfatıyla olur. Dolayısı ile Mâtüridîler, Tekvin sıfatını, Kudret sıfatından ayrı bir sıfat kabul ettiklerinden, Zâtî ve Sübûtî sıfatları sekiz olarak sayarlar. Eş’arîlere göre ise bu sıfatlar yedidir ve sıfât-ı seb’a olarak isimlendirilir. Zikrettiğimiz bu sıfatlar, Zatın kendisi olmayıp, Zata ait sıfatlardır. Âlemin yaratıcısı Allah, ilim ile Alîm, hayat ile Hayy ve kudret ile Kâdir’dir. O, diğer bütün sıfatlarında da böyledir. Bütün bu sıfatlar Allah’ın zatıyla kaimdir. Bu sıfatlardan hiçbirinin Allah’ın zatı olmaksızın, var olması caiz değildir. ❖ Ey Rabbimiz, Sen’den bizleri bağışlamanı, merhamet etmeni, yağmur, yıldırım, kar ve dolu gibi gökten gelen afetlerden, zulüm, eza, cefa, yangın, deprem, kıtlık gibi bütün maddî-manevî belalardan muhafazanı, kadın-erkek bütün inananlara mağfiretinle muamele etmeni, kalplerimizi ilimle nurlandırmanı, fikrimizi muteber işlerle meşgul etmeni dileriz. Fazlına güvenir, ancak sana tevekkül ederiz. Bizleri Zât’ından başkasına bırakma. Âmin. İnşallah, “Cenâb-ı Hakk’a Ait Âlî Sıfatlar ve Tevhid III” yazısı ile devam etmeye çalışacağız. [1] Meraj Niknam, Bursevî Muhyiddin Efendi 1550-1680, Hayatı, Edebi Kişiliği ve İlahîleri’nin Tahlili, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul-2014, s. 173. [2] Ebu Hamid el-Gazzali, İtikatta Orta Yol, Önsöz ve notlarla çeviren Dr. Kemal Işık, Ankara Üniversitesi Basımevi-1971, s. 76. [3] Ibid, s. 80. [4] Ibid, s. 60. © Her hakkı mahfuzdur. İşbu web sitesi ve içeriğine ilişkin tüm fikrî haklar ile her türlü telif hakları sitesine ait olup, 5846 sayılı Kanun hükümlerine tâbidir. internet sayfalarındaki yazıların, bütün olarak elektronik ya da matbu bir ortamda yayımlanması yasaktır. Ancak sitesinde yer aldığının belirtilmesi ve doğrudan aktif bağlantı verilmesi şartıyla yazılardan kısa bölümler iktibas edilebilir. İnsandaki kudret, Allah’ın iradesiyle kendisine verilmiş ödünç bir enerjidir. Örneğin elimizi havaya kaldırmamız bize verilen bir kudretle gerçekleşmektedir. İrademiz elimizi havaya kaldırma yönünde bir karar aldığında Allah verdiği kudretle bu eylemi gerçekleştirmektedir. Bu işte bize ait olan kısım, sadece elimizi kaldırma isteğidir. Yani bir niyettir. Bu isteğin gerçekleşmesi için gerekli olan enerji ve eylem Allah tarafından yaratılmaktadır. Çünkü Allah mutlak anlamda irade sahibi olduğu gibi mutlak anlamda güç sahibidir de. Allah bu konuda öz olarak şöyle demektedir “Sizi ve yaptıklarınızı Allah yarattı Saffat suresi, ayet 96”. Allah sadece henüz yıldızlarının ışığı dünya yaratılalı beri bize ulaşamamış bu büyük evrenin değil başka, mahiyetlerini bilemeyeceğimiz, hayallerini bile kuramayacağımız evrenlerin de yaratıcısıdır. O’nun gücüne bir kayıt ve son düşünülemez. Evrenleri yoktan yaratan Allah’ın kudreti nerede, topraktan yaratılan ve üstelik Allah’tan ödünç olarak alınan insanın gücü nerede? Bunları birbiri ile karşılaştırmak bile bir küstahlıktır. e. Semi Allah her şeyi işitendir. O’nun işitmesi için kulaklara ve sese ihtiyacı yoktur. Bir fısıltının bile anlamı ona gizli kalmaz. Hatta O kalplerde geçen niyetleri bildiği gibi zihinlerde geçen ve henüz sese dönüşmemiş düşünceleri de anlar. Oysa insanın işitebilmesi için konuşmanın anlaşılır bir dille ve belli bir frekans aralığında yapılması gerekir. Allah’ın gönlündeki niyetleri ve zihnindeki düşünceleri bilmesine karşın insanın O’nun hoşuna gitmeyecek şeyleri yapmak istemesi, O’nun razı olmadığı ve öfkelendiği düşünceleri kafasında geçirmesi ne büyük bir bahtsızlıktır. Evrenleri yoktan yaratan Allah’ın işitmesi nerede, topraktan yaratılan insanın Allah’ın gücü ve yaratmasıyla işitmesi nerede? Bunları birbiri ile karşılaştırmak bile bir küstahlıktır. f. Basar Allah her şeyi görendir. O’nun görmesi için gözlere ve ışığa ihtiyacı yoktur. Karanlık bir gecede siyah taşın üzerindeki siyah karıncanın ayaklarını da görür. Hatta insanın göremediği kapalı şeylerin içerisindekiler de O’nun için apaçıktır. Oysa insanın görebilmesi için yeterli ışık miktarı ile nesnenin gözler önünde bulunması gereklidir. Allah’ın her şeyi gördüğünü bildiği halde insanın O’nun hoşlanmadığı ve öfkelendiği şeyleri yapması ne büyük bir bahtsızlıktır. Evrenleri yoktan yaratan Allah’ın görmesi nerede, topraktan yaratılan insanın Allah’ın gücü ve yaratmasıyla görmesi nerede? Bunları birbiri ile karşılaştırmak bile bir küstahlıktır. g. Kelam Allah konuşur. Ama O’nun konuşmasının hiçbir organa, dile, sese ihtiyacı yoktur. Allah mahiyetini bilemeyeceğimiz bir biçimde konuşur. İnsanlara doğru yolu göstermesi için indirilen kutsal kitaplarında bizim anlayabileceğimiz ses ve harfleri kullanmıştır. Kuran-ı Kerim O’nun ezeli sözüdür. Kuran-ı Kerim bizler gibi mahluk yaratılmış değildir. Allah Hz. Musa Aleyhisselâm ile mahiyetini anlayamadığımız bir tarzda konuşmuştur. Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Miraç gecesi hem Allah’la konuşmuş hem de O’nu görme şerefine erişmiştir. Kuran-ı Kerim’i okuyan Allah’la sohbet etme nimetine erer. Kuran-ı Kerim anlamını bilmeden okunduğunda da manevi feyizlerini verir. Kuran-ı Kerim Levh-i Mahfuz’dan indirildiği için onda her şey temsil yoluyla, yada bir prototip küçük örnek, model olarak mevcuttur. Kuran-ı Kerim bütün yaratılmışları, olgu ve olayları kapsayan mucizevi bir kitaptır. Allah’ın ezeli ilim, irade, kelam sıfatlarının tecellisidir. Evrendeki, yeryüzündeki, insandaki her şey Allah’ın birer ayetidir. Allah bunlarla insanlara çeşitli mesajlar verir. Allah’ın evrendeki ve insan üzerindeki en büyük ayetlerinden birisi uyuma, uyanma; gece, gündüzdür. Allah bu ayetleri ile ölüme benzeyen gece ve uykuyla bu dünyaya bir gün veda edeceğimizi; tekrar dirilme haşir gibi olan uyanma, gündüz ile de ahiret hayatımızın başlayacağını bizlere yaşatarak her gün anımsatmaktadır. Aynı mesajı mevsimler yılda bir kez görsel ve tensel duyularımıza seslenerek bizlere bir başka açıdan yine sunmaktadırlar. Allah tekrar dirilme olayını sadece kutsal kitaplarındaki ayetleriyle bizlere vermekle yetinmemiş, ayrıca evren ve insan gerçekliğine de sözünü ettiğimiz, anlaşılır bir dille ilgili olgu ve olayları yaşatarak işlemiştir. İnsanoğlu Allah’ın varlığını inkar etmeye pek güç yetiremese de Allah’ın kendisi ile kutsal kitapları aracılığıyla iletişim kurduğunu, emir ve yasaklarını bildirerek onun yaşamını biçimlendirmek istediğini görmek, tanımak istemez. Kuran-ı Kerim’e yaşamında hak ettiği yeri vermez. Oysa eşinden, dostundan gelen bir mektubu defalarca kez okur, onu iyi bir yerde de saklar. Kendisini yoktan var eden ve öldürdükten sonra da diriltip ödül ve ceza için hesaba çekecek olan Allah’ın mektubuna yani Kuran-ı Kerim’e düşman kesilir yada ilgisizlik gösterir. Onun -haşa- çağ dışı olduğunu/eskidiğini düşünür, söyler. Evrenleri yoktan yaratan Allah’ın konuşması nerede, topraktan yaratılan insanın Allah’ın gücü ve yaratması ile konuşması nerede? Bunları birbiri ile karşılaştırmak bile bir küstahlıktır. h. Tekvin Allah her şeyi yaratır. Allah bütün evreni yoktan var etmiştir. Yaratırken de maddeye ihtiyacı olmamıştır. Kendisinden de hiçbir şey eksilmemiştir. O yokluğa “Ol!” emrini vermiş ve iradesi ile yaratmak istediği her şey zahmet çekmeden meydana gelmiştir. Allah’ın sınırsız gücü her şeyi yaratmaya kadirdir. O’nun için yoktan yaratmada hiçbir zorluk ve sıkıntı yoktur. Ehl-i sünnetin itikadi inançla ilgili ilkeler mezheplerinden birisi olan Maturidiler, Allah’ın sübuti sıfatlarından birisi olan tekvini ayrı ve bağımsız bir sıfat olarak kabul ederken; yine Ehl-i sünnetin itikadi mezheplerinden birisi olan Eş’ariler ise, Allah’ın kudret sıfatının bir parçası olarak alırlar ve müstakil bir sıfat olarak düşünmezler. Allah’ın yaratma sübuti sıfatı insanın her eylemini de kapsamaktadır. Öyle ki insanı ve yaptıklarını yaratan Allah’tır bk. Saffat suresi, ayet 96. Görünüşte insana ait olan bütün eylemleri aslında Allah yaratmaktadır. İnsanın yürümesi, ellerini kaldırması, konuşması, yemek yemesi, düşünmesi, görmesi, işitmesi… hep Allah’ın yaratması ile meydana gelmektedir. Kuşkusuz bu düşünce ile insanın kısmi iradesini ortadan kaldırmak da doğru değildir. Allah insanın niyetlendiği kötü eylemleri de yaratır, ama bunlardan razı olmaz. Yaratma eylemi Allah’a ait olduğu için çoğu kez insanın niyetlendiği kötü şeyleri merhametinden gerçekleştirmez. Böylelikle insana bir çeşit ihsanda bulunur. İnsan her ne kadar bu eylemleri kendisi yaratmasa da gönlünden geçirdiği bir niyetle sahiplenmektedir. Ayrıca bu niyetle de bu eylemlerden sorumlu tutulmaktadır. Ahirette bunun için de hesaba çekilecektir. İnsanda ne güç ne de yaratma işi vardır. Güç ve yaratma işi Allah’a özgü şeylerdir. Ama insan Allah’ın gücü ve yaratmasıyla bir şeyler yapabilir. Örneğin uçak yapmayı düşünebilir. Ama ne uçağın maddesini kendisi yoktan yaratmıştır ne de uçağın uçmasını sağlayan doğa yasalarını. Bunlar Allah’a ait şeyler olduğu gibi o kişinin uçak tasarısını eyleme geçirmek için gerekli tüm insan ve araç enerjisini ve eylemlerini de Allah yaratmıştır. Böyle birinin uçağı kendisinin yaptığını söylemesi örfi geleneksel bir durumdur. Günlük dilde fiillerin insana nispet edilmesi yaratma yönüyle değil kazanç/sorumluluk kesb yönüyle doğru kabul edilir. Bu nedenle doğal karşılanır. Ayrıca insanın böyle konuşmasında da dini açıdan bir sakınca görülmez. Örneğin “Yürüdüm, ellerimi kaldırdım, konuştum, resim yaptım…” gibi ifadeler, gayet doğal ve dini açıdan herhangi bir sakıncası olmayan sözlerdir. Bir insanın başarısını Allah’a kötü ve çirkin fillerini de kendisine yada şeytana bağlaması edep gereğidir. Örneğin Allah’ın izni ile birinci oldum, Allah’ın yardımı ile sınıfımı taktirle geçtim; nefsimin esiri olarak o günahı işledim, nefsimin gafletiyle ihmal ettim, şeytana uyarak yaptım gibi. Bazı kişilerin yaptıkları suçları kadere havale etmeleri Allah’a bir hakaret anlamı taşımaktadır. Bu yüzden “kader mahkumu” gibi ifadeleri kullanmamak gerekir. Allah ile sanatçı arasında yaratma ile meydana getirme yönü ile bir koşutluk kurulabilir. Allah yarattığı evren ve varlıklarla kendi isim ve sıfatlarını göstermiştir. Sanatçı da eseriyle kendi öz yaşamını ve iç dünyasını ölümsüz kılmak ister. Ama Allah eserlerini bir örnek olmaksızın yoktan var ederken sanatçı her zaman bir örneğe ve çeşitli malzemelere muhtaçtır. Bazen sanatçılar için yaratıcı, eserleri için de yaratma sıfatları kullanılmaktadır. Bu elbette büyük bir yanlışlıktır. Zira sanatçı ancak öz yaşamını ve iç dünyasını eserine yansıttığında büyük olma onuruna erişmektedir. Meydana getirdiği şeyler de önceden yaşanmış yada oluşmuş şeylerdir, esere yansımaları ile yeniden yaratılmış değillerdir. Zaten bu büyüklüğe ermemiş kişilere de sanatçı denmeyeceği açıktır. Sanatçının eserlerine bir yaratma eylemi olarak bakmamalıdır. Bunun için sanatçı ve eseri için yaratıcı ve yaratma gibi sıfatlar yerine oluşturma ve meydana getirme gibi daha yerinde sözcükler kullanmak gerekir. Evrenleri yoktan yaratan Allah nerede, topraktan yaratılan insanın Allah’ın gücü ve yaratması ile bir şeyler oluşturması yada meydana getirmesi nerede? Bunları birbiri ile karşılaştırmak bile bir küstahlıktır. Yüce Allah’ın zatı sıfatlar zorunlu olan sıfatlar. Bunlara sıfât-ı nefsiyye de denir. Diğer bir tabirle "zatî veya nefsî sıfatlar" da denilen bu sıfatlar, Yüce Allah’ın varlığını ve hakikatını anlayıp kavramada biz kullarına yardım eden Allah’ın kendine mahsus bir zatı vardır ve bu zatının gereği olan, bu zatdan ayrılması düşünülmeyen sıfatları vardır. Bunlardan bir kısmına "Zatî sıfatlar" , bir kısmına da "Sübutî sıfatlar" denir. Zatî sıfatlar, hiç bir sebebin eseri olmayan, Allah Teâlâ’nın hakikatını ortaya koyan sıfatlardır. Bu sıfatlar Yüce Allah’ın zâtıyla, varlığıyla doğrudan doğruya alâkalı oldukları için ve sadece Allah’ın yüce zatına mahsus oldukları için zatî sıfatlar diye isimlendirilmişlerdir. SIFATI ZATİYYE 1Vücûd Sıfatı Yüce Allah’ın mevcudiyeti, varlığı demektir ki; bazı âlimlerimize göre, asıl zatî veya nefsî sıfat budur. Zira Yüce Allah’ın varlığı kabul edilmeden, diğer sıfatlarından bahsetmek mümkün olmaz. Yüce Allah’ın varlığına işaret eden pek çok âyet-i kerime Kur’ân’da mevcuttur. Bunlardan birisi olan Haşr suresinin 22. âyetinde şöyle buyurulmaktadır هُوَ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ هُوَ الرَّحْمَنُ الرَّحِيمُ "O Yüce Allah, görüleni de görülmeyeni de bilen, Kendisinden başka ilah olmayan, ancak kendisi var olan Allah’tır." Allah’ın varlığı, mevcudiyeti kendi zatının gereğidir. O’nun yüce zatı, yaratıklarda olduğu gibi başkasından dolayı değildir. O kendi zatı ite vardır, kendi zatıyla kâimdir, varlığı için bir başkasına muhtaç değildir. Zira muhtaç olan, İlâh olamaz. 2Kıdem Sıfatı "Yüce Allah’ın varlığının evveli ve başlangıcının olmaması" demektir. O, ezelidir; O’nun var olmadığı bir an bile düşünülemez. Varlığı, zatının gereği olan Yüce Allah’ın bu varlığının ezelî olması, evveli ve sonunun olmaması vâcibtir. Varlığında başlangıç ve sonu olanlar, ancak yaratıklardır. Allah’ın kıdem sıfatına Hadid suresinin 3. ayeti açıkça işaret etmektedir هُوَ الْأَوَّلُ وَالْآخِرُ وَالظَّاهِرُ وَالْبَاطِنُ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ "O, her şeyden öncedir; kendisinden sonraya hiç bir şeyin kalmayacağı sondur; varlığı aşikardır; gerçek mahiyeti insan için gizlidir. O, herşeyi bilir." 3Bekâ "Allah Teâlâ’nın varlığının sonu, bitiş noktası yoktur" demektir. O, ebedîdir, yani onun varlığı sonsuzca devam edip gitmektedir. Bu sıfat dahi sadece onun yüce zâtına mahsus bir sıfattır, çünkü bütün yaratıklar sonludur, bir gün hayatları son bulacaktır. İşte bu gerçek, Rahman suresinin 26. ve 27. âyetlerinde şöyle beyan buyurulmuştur كُلُّ مَنْ عَلَيْهَا فَانٍ {} وَيَبْقَى وَجْهُ رَبِّكَ ذُو الْجَلَالِ وَالْإِكْرَامِ "Yer yüzünde bulunan her şey fânidir sonludur; ancak yüce ve cömert olan Rabbinin varlığı bâkidir ". 4Vahdaniyet Yüce Allahın zatında, sıfatlarında ve fiillerinde işlerinde bir tek olması demektir. O’nun eşi ve ortağı, yardımcısı yoktur; bir ve tek’tir. İhlâs Suresi, Cenab-ı Hakk’ın bu sıfatını açık bir üslupla ortaya koymaktadır Hz. Peygambere hitaben; قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ اللَّهُ الصَّمَدُ لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ وَلَمْ يَكُن لَّهُ كُفُواً أَحَدٌ "Deki, Allah bir tektir; Allah hiç bir şeye muhtaç değildir, O doğurmamış ve doğmamıştır, hiçbir şey O na denk değildir ". Her şeyi yaratan Allah Teâlâ olduğu için, O işlerinde, işlerinde de tektir. O’nun hiç bir benzeri, ortağı, örneği ve parçaları ve yardımcıları yoktur. İbadete lâyık yegâne tek Allah’tır. İşte "Vahdaniyet" sıfatını bütün bu hususları içine alan bir teklik ehâdiyet olarak anlamak gerekir. O her bakımdan en mükemmel, bütün eksiklik ve noksanlıklardan uzak münezzeh bir varlıktır. 5Muhâlefetün li’l-Havadis Yüce Allah’ın sonradan olanlara, sonradan yaratılmış olanlara benzememesi demektir. Yüce Allah’ın benzeri hiç bir şey yoktur. O’na eşit ve denk olan hiç bir varlık yoktur. Zaten kâdîm, bâkî ve bir tek olan varlığın sonradan olanlara benzememesi, yine O’nun bu sıfatlarının bir sonucudur ve O’nun yüce zatına mahsustur. Bu sıfata Şûrâ suresinin 11. âyetinde açıkça işaret buyurulmuştur لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ "O’nun benzeri hiç birşey yoktur, O işitendir, görendir". 6Kıyam binefsihi bizâtihi "Yüce Allah’ın varlığı veya mevcudiyeti bir başkasına muhtac değildir; aksine varlığı kendi zâtındandır" demektir. Bütün yaradılmışlar mahlukât, var olmada ve varlığını devam ettirmede Cenâb-ı Hakk’a muhtaçtır. Halbuki Yüce Allah hiç bir şeye muhtaç ve bağımlı değildir, O Azîz ve Sameddir, yani hiç bir şeye ihtiyacı yoktur; kâinattaki her şey O’na muhtaçtır. Bu sıfata da Kur’ân-ı Kerim’in pek çok âyetlerinde işaret edilmektedir. Meselâ; Al-i İmrân Suresinin 2. âyetinde şöyle buyrulmaktadır اللّهُ لا إِلَـهَ إِلاَّ هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ "Allah, O’ndan başka ilah olmayan, diri ve kendi kendine kâim var olandır". Vâcibu’l-vücûd varlığı zorunlu, varlığı kendi zâtının gereği olan Allah’ın zatı düşünüldüğü zaman, bu varlıkla beraber bu zâtî sıfatların da düşünülmesi vâcibtir. Varlık, yani mevcudiyet ve sıfatlar O’ndan ayrılmaz. Allah Teâlâ kadîm, ezelî, ebedî ve her yönden en mükemmel olduğu için, ne zamana, ne mekâna, ne bir yardımcıya muhtaçtır. O bunların hepsinin üstünde, varlığı zâtının gereği, mutlak ve en mükemmel ve vâcib bir Allah’dır. ALLAH’IN SUBUTİ SIFATLARI SIFAT-I SÜBUTİYYE Yüce Allah’ın zatının gereği olan ve bu zattan ayrılmayan, ezelî ve ebedî olan vâcib sıfatlar. Bu sıfatların hepsi Kur’an ayetleriyle sabit oldukları ve bu ayetlerden çıkarıldıkları için ve varlıkları Yüce Allah’ın zatında isbat edilmiş olduğu için, "sübutî sıfatlar" diye isimlendirilmişlerdir. Bu sıfatların hiç biri sonradan kazanılmış hâdis sıfatlardan değildir. O’nun Yüce zatı ve varlığı düşünülmeden bu sıfatlardan bahsetmek de mümkün olmaz. Bu sıfat-ı sübutiyye şunlardır Sıfatı Yüce Allah’ın diri, canlı ve ezelî bir hayat ile hayat sahibi olması demektir. Bunun zıddı olan ölü ve cansız olmak, Allah hakkında düşünülemez. Allah’u Teâlâ’nın bu sıfatına işaret eden pek çok ayet vardır. Meselâ وَتَوَكَّلْ عَلَى الْحَيِّ الَّذِي لَا يَمُوتُ وَسَبِّحْ بِحَمْدِهِ وَكَفَى بِهِ بِذُنُوبِ عِبَادِهِ خَبِيراً "Ölümsüz, diri olan Allah’a güven ve O’nu tesbih et!…" diye buyurulmaktadır. Her şeye can veren, ölü gibi görünen toprağa, kuru sanılan ağaçlara can, hayat ve tazelik veren Allahu Teâlâ’dır. Bütün canlıların hayatı sonradandır ve Yüce Allah’ın yaratmasıyladır. Halbuki Yüce. Allah’ın "Hayat" sıfatı da; zâtı gibi kadimdir, ezelî ve ebedîdir; zatından ayrılmayan, zatı ile var olân vacib bir sıfattır. Zira hayat olmadan diğer sıfatları düşünmek, onlarla Allah’ı vasıflandırmak abes olur. Bu bakımdan sübutî sıfatların ilki "hayat" sıfatıdır. Sıfatı Allah’u Teâlâ’nın ezelî ilmiyle her şeyi bilmesi demektir. O’nun ilmi, kâinattaki her şeyi kuşatmıştır. Evrendeki hiç bir şey O’nun ilminin dışında meydana gelemez. Olmuşu, olmakta olanı ve olacağı gerek küll halinde genel kurallarıyla; gerekse ayrı ayrı, hepsini bilir. O’nun ezelî olan ilim sıfatıyla nitelenmiş olduğunu gösteren pek çok ayet-i kerime vardır قُلْ إِن تُخْفُواْ مَا فِي صُدُورِكُمْ أَوْ تُبْدُوهُ يَعْلَمْهُ اللّهُ وَيَعْلَمُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأرْضِ وَاللّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ "İçinizde sinelerinizde olanı gizleseniz de açıklasanız da Allah onu bilir. Göklerde olanları da yerde olanları da bilir…" Şu halde Allah’ın ilmi gizli açık her şeyi kuşatmıştır. Kalplerimizden geçenler de O’na malumdur. Bütün gayb alemi,bilinmezlik alemi bizim sınırlı ve sonradan kazanılma bilgimizin ulaşamadığı o âlem, Allah’ın bilgisi dâhilindedir. O’nun ilmi, zatı ile kâim olan, ezelî ve ebedî, bilinenlerle değişmeyen bir ilimdir. Kulların ilmi gibi kazanılmış, sonradan elde edilmiş bir ilim değildir. Sıfatı Yüce Allah’ın istediğini dileyip tercih etmesi demektir. Yani O’nun, bir işin şöyle olmasını değil de, böyle olmasını veya böyle olmasını değil de, şöyle olmasını dilemesi, dilediği gibi tâyin ve tahsis etmesidir. Evrende olmuş ne varsa, hepsi O’nun dilemesi, iradesi ile olmuştur. O’nun iradesi ve isteği dışında hiç bir şey var veya yok olamaz. Cenâb-ı Hakk’ın "irade" sıfatı, mümkün veya câiz olan şeylere taalluk eder. O’nun iradesi o şeyin olması veya olmaması şıklarından birini tercih eder. Tercih ettiği cihete iradesini taalluk ettirince, o şey de ya hemen oluverir veya olmamasını tercih etmiş ise, o şey olmaz, yok olur. Bu anlamda Yüce Allah’ın iradesini iki şekilde anlamak kabildir aTekvinî kevnî irade Bu iradeye "meşiyyet" de denir ki; bütün yaratılmışları kapsar. Bir şeye müdahale edince, o şey olmamazlık edemez, her halde oluşur. Bu anlamda Cenâb-ı Hakk şöyle buyuruyor إِنَّمَا قَوْلُنَا لِشَيْءٍ إِذَا أَرَدْنَاهُ أَن نَّقُولَ لَهُ كُن فَيَكُونُ "Bir şeyin olmasını istediğimiz zaman, sözümüz ona sadece "ol!" demektir ve o hemen oluverir". bTeşriî dinî irade Bu irade Cenab-ı Hakk’ın muhabbet ve rızası demektir ki; bu mânâda irade ettiği şeyin herhalde meydana gelmesi vâcib değildir. Çünkü kulların işleriyle ilgilidir. Bu mânâda Yüce Allah; يُرِيدُ اللّهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلاَ يُرِيدُ بِكُمُ الْعُسْرَ "…Allah size kolaylık murat eder, zorluk istemez" buyuruyor. Bunun anlamı "şayet siz kullar, Allah’ın rıza ve muhabbetinin hilafına zorluk, kötülük, isterseniz; kendisi bunları istemediği dilemediği halde, siz istediğiniz için yaratır; zorluğa ve kötülüğe rızası yoktur" demektir. Sıfatı Allah Teâlâ’nın bütün mümkünata gücünün yetmesi, her türlü tasarrufta bulunması demektir. İradesiyle bütün mümkünatı kuşattığı gibi, kudretiyle irade ettiklerini bir fiil meydana getirerek, yaratarak bunlara kadir olur. Allah Teâlâ’nın nihayetsiz, bitmek tükenmek bilmeyen kudreti vardır. Bu sıfat da diğerleri gibi ezelî ve ebedîdir. Ezelî olan bu kudret sıfatıyla, her hangi bir şeyi dilediği gibi yapmaya kadirdir. O’nun kudretinin erişemeyeceği, bu kudretin dışında kalan hiç bir şey yoktur. Nitekim Yüce Allah; إِنَّ اللَّه عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ "Muhakkak ki, Allah her şeye kâdirdir, gücü yetendir" buyurmaktadır. Sıfatı Cenâb-ı Hakk’ın görmesi demektir. O her türlü vasıta, organ ve bağıntılar olmaksızın her şeyi görür. O’nun görmesi, göz gibi bir organa, ışığa, uzaklığa ve yakınlığa bağlı değildir. Yüce Allah’ın görme sıfatı da ezelîdir, sonradan olma değildir. O’nun görmesinin dışında kalan hiç bir mahlûk yoktur. İnsanın görmesi sınırlıdır, görme organından mahrum olanlar göremezler Ayrıca aydınlık, karanlık, uzaklık, yakınlık ve daha dünyadaki nice olay, görmeye veya görmemeye etki etmektedir. Allah Teâlâ’nın görmesi hiç bir şeyden etkilenmez. Bu sıfatla ilgili Kur’ân-ı Kerim’de yüzlerce ayet yer almaktadır. Meselâ; Bakara süresi 233. âyet şöyle son bulmaktadır وَاعْلَمُواْ أَنَّ اللّهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ " … Biliniz ki, Allah, şüphesiz yaptıklarınızı görür ". Sıfatı Yüce Allah’ın işitmesi, duyması demektir. O bu sıfatla ezelle ilgilidir. O, her çeşit, her kuvvette ve zayıflıktaki sesleri işitir, duyar. İşitilmek şanından olan her şeyi işitir. Allahu Teâlâ’nın işitip duyması, kulların işitmesi gibi, bir takım kayıt ve şartlara, vasıtalara ve organlara bağlı değildir. O, işitilmek şanından olan her şeyi, en gizli ve pek hafif sesleri, fısıltıları bile duyar. Özellikle kullarının duâlarını, zikirlerini, gizli ve aşikar niyazlarıyla yalvarışlarını işitir, kabul eder ve mükâfatlandırır. Bu sıfatla ilgili pek çok âyet vardır, ekserisi görmek sıfatıyla beraber yer almaktadır. Meselâ; Nisâ suresi 134. âyet şöyle nihayet bulur وَكَانَ اللّهُ سَمِيعاً بَصِيراً "…Allah işitir ve görür". Sıfatı Yüce Allah’ın söylemesi ve konuşması demektir. O, harf ve seslere muhtaç olmadan konuşur ve söyler. Allah`ın "Kelâm" sıfatı, ezelî ve ebedîdir; yüce zatı için vacib olan sıfattır. O’nun dilsiz olması, konuşamaması düşünülemez. İşte yüce Rabbimiz bu sıfatıyla peygamberlerine söylemiş, emirler vermiştir. Kitaplarını ve şeriatini bu kadîm kelâmıyla bildirmiştir. O, kelâmını dilediği zaman, kendi zatına ve şanına layık bir şekilde meleklerine bildirir, işittirir ve anlatır. Bunu yaparken harflere, seslere, hecelere ve kitabete yazıya muhtaç değildir. Yüce Allah’ın dilediği şeyleri, emir ve yasaklarını peygamberlerine ya Cebrâil vasıtasıyla veyahut doğrudan doğruya vahy ve ilham etmiş olması da bu "kelâm" sıfatının bir tecellisidir. Cenâb-ı Hakk’ın, peygamberleriyle konuştuğun gösteren âyetler vardır. Meselâ; Cenab-ı Allah şöyle buyurmaktadır وَكَلَّمَ اللّهُ مُوسَى تَكْلِيماً "Allah Musa’ya hitabetti" veya "Âllah, Musa’ya da hitab ile konuştu". Ayrıca Bakara suresi 253. âyette de şöyle buyurulmuştur تِلْكَ الرُّسُلُ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلَى بَعْضٍ مِّنْهُم مَّن كَلَّمَ اللّهُ وَرَفَعَ بَعْضَهُمْ دَرَجَاتٍ " … Onlardan Allah’ın kendilerine hitab ettiği konuştuğu, derecelerle yükselttikleri kimseler vardır…" Sıfatı Allah Teâlâ’nın bilfiil yaratması, yoktan var etmesi demektir. Allah’ın bu sıfatı ezelidir. Tekvîn sıfatı da diğer sıfatları gibi, O’nun yüce zatıyla kaim ve O’nun hakkındâ vacib olan sübutî sıfatlarından biridir. Tekvin sıfatı, irade sıfatının muktezasına göre, mümkünâta tesir eder, yaratır ve icad eder. Nitekim Allah Teâlâ meâlen şöyle buyurur إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَا أَرَادَ شَيْئاً أَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ "Bir şeyi dilediği zaman, O’nun buyruğu, sadece o şeye "ol!" demektir ve o hemen oluverir". İşte bütün bu kâinatın ve içindeki varlıkların yaratanı, icad edeni, Yüce Allah’tır. Bunları var edip etmemeye muktedir olan gücü yeten Allah Teâlâ, "İrade" sıfatıyla ezelî ilmine uygun olarak var olmasını, icad edilmesini irade buyurmuş dilemiş ve Tekvîn sıfatıyla yaratıp icad eylemiştir. Yüce Allah’ın alemleri yaratmak, rızık vermek, nimetler ihsan etmek, yaşatmak, öldürmek, diriltmek, azab etmek, mükafatlandırmak gibi bütün fiilleri Tekvîn sıfatına râcidir, yani Tekvîn sıfatının taalluklarının başka başka olmasıyla bu isimleri alır. İşte Tekvîn sıfatının bütün bu taalluklarına "sıfât-ı fiiliyye" de denir. Allahü Teâlâ’nın yüce zatına mahsustur. O’nun yüce zatı için vacib olan sıfatların hepsi, görüldüğü gibi, ayetlerle sabit olduğundan, bütün İslâm âlimleri arasında bu konuda ittifak vardır. O’nun bu sıfatlarla ezelde muttasıf olduğunda şüphe yoktur. Yukarıda da ifade edildiği üzere, Yüce Allah, zatında, sıfatlarında, işlerinde, fiillerinde bir tekdir; O’nun eşi, ortağı ve benzeri yoktur. O’nun sıfatları ve işleri de yüce zatına mahsustur. O’nun yüce zatı ve varlığı kabul edilip tasdik edilmeden, yukarıda sayılıp açıklanan sıfatlardan ve O’nun güzel isimlerinden söz etmek de mümkün olamaz. Zira bu sıfatlar ve isimler, O’nun yüce zatının ve varlığının zorunlu bir gereğidir. Ne bu zat, bu sıfatlarsız; ne de bu sıfatlar, bu zatsız olur. Yine dikkat edilecek olursa, bu sıfatların her biri açık ve seçik olarak Kur’ân âyetlerine dayanmaktadır. Yani, bizzat Yüce Allah, kendisini bu sıfatlarla vasıflandırmıştır. Böylece O’na olan inancımız daha da kuvvetlenmektedir. Çünkü bu sıfatlarıyla O’nu daha iyi anlayabiliyoruz. Yoksa O’nu her hangi bir şeye hâşâ benzetmek gibi bir gaye için asla değildir. Bütün bu sıfatlar O’nun yüce zatına yaraşır bir tarzdadır. Biz bütün bu sıfatların asıllarına imân ederiz; fakat keyfiyetlerine, nasıl ve nice olduklarına dair her hangi bir şekilde söz söylemeyiz. Bu konuda söz etmeye de bilgilerimiz yeterli değildir. Bu yazımızda Allah’ın zati ve subuti sıfatları anlamları kısaca olarak bilgi aktaracağız. Allah binlerce sıfatı vardır. 99 esma-i hüsna olarak bildiğimiz her isim bir sıfata da karşılık gelmektedir. Bununla beraber bu isim ve sıfatların üç bin civarında olduğu da tetkiklerle bilinmektedir. Allah’ın sıfatları temelde zati ve subuti olarak ayrılır. Zatıyla ilgili olarak 6, subuti olarak 8 sıfat temelde hareket noktasını oluşturur. Allah noksan sıfatlardan münezzehtir. Buna inanmak farzdır. Allah’ı bilmek ve tanımak temelde bu toplam 14 sıfatla mümkün olabilir. Allah’ın zati sıfatları şu şekildedir *Vücut Allah vardır, varlığı veya yokluğu düşünülemez. *Kıdem Allah’ın varlığının başlangıcı yoktur. *Beka Varlığı ebedidir ve sonu yoktur. *Vahdaniyet Allah tektir, benzeri yoktur. *Muhalefetün lil Havadis Sonradan yaratılan hiçbir şeye benzemez. *Kıyam bi nefsihi Allah hiçbir şeye muhtaç değildir. Her şey O’na muhtaçtır. Allah’ın subuti sıfatları şu şekildedir *Hayat Allah daima diridir. *İlim Allah her şeyi bilir. Gizli, açık, gelecek ve geçmişle ilgili bilgisi sınırlı değildir. *Semi Allah her şeyi işitir. İşitmesi mahlukata benzemez. *Basar Allah her şeyi görür. Görmesi mahlukata benzemez.. *İrade Allah diler ve dilediğini yapar. Murat eder ve gerçekleştirir. *Kudret Allah’ın her şeye gücü yeter. *Kelam Allah söz sahibidir, peygamberlere vahiy yoluyla kitaplar göndermiştir. *Tekvin Allah yaratıcıdır, her şeyi yaratma gücüne sahiptir. Yoktan var edendir. Allah’ın Zati Ve Subuti Sıfatları Anlamları Hakkında Yorumlarınızı Aşağıdan Hemen Yazabilirsiniz. Oluşturulma Tarihi Nisan 06, 2022 1714Ayetel Kürsi içerisinde Allah'ın sıfatları ve isimleri zikredilmektedir. Ayetel Kürsi içerisinde Allah'ın hangi sıfatlarından ve isimlerinden bahsediliyor sizler için bir araya Kürsi faziletleri bakımından en çok okunan ayetler arasında yer almaktadır. Ayetel Kürsi duası olarak düşünülse de Bakara suresi içerisinde bir ayet olarak yer almaktadır. Ayetel Kürsi'de geçen Allah'ın sıfatları ile isimleri ve bunların anlamları aşağıdaki gibidirAyetel Kürsi’de Geçen Allah’ın Sıfatları ve Anlamları Nelerdir?Muhalefetül lil Havadis Zati sıfatıdır. Aalamı, Allah yaratılmışlardan Subuti sıfattır. Allah’u Teala’nın her şeyi bilmesi, bilgisinin her şeye Subuti sıfattır. Allah’ın yaşanan her şeyi gördüğüdür. Yüce Allah’ın görmesi için herhangi bir uzva ihtiyaç duymaz. Ayetel Kursi’de Geçen Allah’ın İsimleri ve Anlamları Nelerdir?El-Hayy Diri, her şeyi bilen, her şeye gücü yeten anlamına Gökleri ve yeri her şeyi tutan anlamına Aliyy Pek Yüce, pek yüksek anlamına Azim Çok azametli olan anlamına KÜRSİ HAKKINDA BİLGİLENDİRİCİ İÇERİKLERAyetel Kürsi Hayy ve Kayyum anlamıAyetel Kürsi Türkçe AnlamıAyetel Kürsi faydaları ve sırlarıAyetel Kürsi Faziletleri ve HikmetleriAyetel Kürsi Diyanet TefsiriAyetel Kürsi Dilek Duası ya da Şifa İçin Okunur muAyetel Kürsi Kaç Ayet, Kaçıncı Sayfada ve Hangi SuredeAyetel Kürsi ne demek? Ayetel Kürsi anlamı ve konusu hakkında bilgiAyetel Kürsi ne zaman ve nerede indirilmiştirBakara Suresi'nin son iki ve en uzun ayeti midirAyetel Kürsi abdestsizken ve adetliyken okunur muAyetel Kürsi Nasıl Ezberlenir? Kolayca Ayetel Kürsi EzberleAyetel Kürsi ne zaman, niçin ve nasıl okunur? Ayetel Kürsi namazda okunur mu

zati sıfatlar ile ilgili ayetler