Peygamber Efendimiz buyurdu: "Biriniz, kendisi için sevdiği bir şeyi, kardeşi için de sevmedikçe, tam iman etmiş sayılmaz." (Enes radıyallahu anh. Buhari.) Peygamber Efendimiz buyurdu: "Allah için seven, Allah için nefret eden, Allah için veren, Allah için tutumlu olan, imanını tamamlamıştır." (Ebu Ümame radıyallahu anh. Kollar Nizarîlik ve Mustâlîlik İsmail'i Dâîlerin bu daveti başarıya ulaşmış ve Hicri 2. yüzyılda ilk Şiî devleti olan Fatımi Devletini kurmuşlar ve Nizarî ve Mustâlî kollarına ayrıldıktan ve Fatımîler yıkıldıktan sonra Nizarî önderleri İran'ın doğusundan Suriye'ye kadar olan çeşitli bölgelere dağılmış, birbirlerine sıkı bağlarla bağlı toplulukları Ey Rabbimiz! Bir çağırıcının, ‘Rabbinize inanın’ diye imana çağırdığını işittik ve iman ettik. Ey Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla bizim. Kötülüklerimizin üstünü ört ve bize iyiliklerle ölmek nasip et. Ali İmran Suresi Ayet 193 İbadet hakkında hadisler. Ebû Mâlik el-Eş’arî’den (r.a) rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Temizlik imanın yarısıdır (parçasıdır).”. Abdullah b. Ömer’den (r.a) rivayet edildiğine göre, Rasûlullah (s.a.v) minberde ayakta iken şöyle buyurdu: “Sizden kim cumaya gelirse gusül abdesti nefsile ilgili öğretilerini yayma d Amentüde sıralanan bu iman esasları . Nitekim özellikle kader inancı üzerinde duran başka ayet ve hadisler de vardır LoRfkUR. Anasayfa Galeri İslam İman ile ilgili merak edilen 20 dini soru İman, Peygamber Efendimizin sav yüce Allah'tan getirdiklerini tasdik etmek ve onlara tereddüt etmeyerek gönülden inanmaktır. İslam'a göre kişinin kurtuluşa erebilmesi için iman etmesi şarttır. Kainatı yaratan, kendisine ibadet edilen tek ve en yüce varlık olan Allah'a inanmak, iman esaslarının birincisi ve temelidir. Bütün inanç esasları Allah'a imana ve O'nun birliği esasına dayanır. Peki, İsmi Azam ne demektir? Allah lafzı yerine "Tanrı" kelimesini kullanmak caiz midir? Çocuklara Allah'ın isimleri verilebilir mi? Kur'an'ın korunmuşluğunun delilleri nelerdir? Sizler için iman ile ilgili Diyanet'e sorulan dini soruları derledik. Giriş Tarihi 0856 Güncelleme Tarihi 1500 1 20 “Esmâ-i Hüsnâ” ne demektir? İsmin çoğulu olan "esmâ" kelimesi ile "en güzel" anlamındaki "hüsnâ" kelimesinin oluşturduğu bir sıfat tamlaması olan "esmâ-i hüsnâ", "en güzel isimler" anlamında Yüce Allah'ın bütün isimleri için kullanılan bir terimdir. Kur'an-ı Kerim'de, "Allah, kendisinden başka ilâh olmayandır. En güzel isimler O'na mahsustur." Tâhâ, 20/8; "...En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanlar O'nun şanını yüceltmektedirler. O galiptir, hikmet sahibidir." Haşr, 52/24 mealindeki âyetlerde ifade edildiği gibi en güzel isimler Allah'a mahsustur. Çünkü bütün kemal ve yetkinliklerin sahibi O'dur. O'nun isimleri en yüce ve mutlak üstünlük ifade eden kutsal nitelemelerdir. Allah Teala'nın Kur'an'da ve sahih hadislerde geçen pek çok ismi vardır. Kul bu isimleri öğrenerek Allah'ı tanır, O'nu sever ve gerçek kul olur. Kur'an'da, "En güzel isimler Allah'ındır. O hâlde O'na o güzel isimlerle dua edin..." A'râf, 7/180 buyrularak, esmâ-i hüsnâ ile dua ve niyazda bulunulması istenmiştir. Esmâ-i hüsnânın birden fazla olması, işaret ettiği zâtın birden çok olmasını gerektirmez, bütün isimler o tek zâta delalet ederler "De ki İster Allah deyin, ister Rahmân deyin, hangisini deseniz olur. Çünkü en güzel isimler O'na aittir." İsrâ, 17/110 Allah'a nasıl dua edilmeli? 2 20 Allah’ın 99 ismi hakkında bilgi verir misiniz? Hz. Peygamber sav bir hadislerinde, Yüce Allah'ın 99 isminden söz ederek bu isimleri sayan ve ezberleyen kimselerin cennete gireceğini haber vermiştir Buhârî, Da'avât, 68; Tevhîd, 12; Müslim, Zikr, 2; Tirmizî, Da'avât, 82 Hadislerde geçen "saymak" ihsâ ve "ezberlemek" hıfz ile maksat Allah'ı güzel isimleriyle tanımak ve O'na iman, ibadet ve itaat etmektir. Allah'ın isimleri 99 ile sınırlı olmayıp bunların dışında başka isimleri de vardır. Söz konusu hadiste 99 sayısının zikredilmesi, sınırlama anlamında değil, bu isimlerin Allah'ın en meşhur isimleri olması sebebiyledir. Tirmizî ve İbn Mâce'nin rivayet ettikleri hadiste bu doksan dokuz isim tek tek sayılmıştır. Allah'ın 99 ismi için tıklayın. 3 20 “İsm-i A’zâm” ne demektir? İsm-i A'zâm, sözlükte "en büyük isim" anlamına gelmektedir. Terim olarak Allah'ın en güzel isimleri içerisinde yer alan bazı isimler için kullanılmıştır. İslam âlimlerinin bir kısmı, Allah'ın isimlerinin tamamının, fazilet ve üstünlük bakımından eşit derecede olduğunu kabul etmiş, diğer bir kısmı ise, hadisleri göz önünde bulundurarak, bazı isimlerin diğerlerinden daha büyük ve faziletli olduğu görüşünü benimsemişlerdir. Hz. Peygamber'in bazı hadislerinde İsm-i A'zâmdan bahsedilmekte, bu isimle dua edildiği zaman duanın mutlaka kabul edileceği bildirilmektedir. Fakat Allah'ın en büyük isminin hangisi olduğunu kesin olarak belirlemek mümkün değildir. Çünkü bu hadislerin bir kısmında "Allah" ismi, bir kısmında ise "Rahmân, Rahîm" esirgeyen, bağışlayan, "Hayy Kayyûm" diri ve her şeyi ayakta tutan, "Zü'l-celâli ve'l-ikrâm" ululuk ve ikram sahibi isimleri Allah'ın en büyük ismi olarak belirtilmektedir. İsmi azam duası nasıl okunur? 4 20 Konuyla ilgili bir hadis şöyledir "Resulullah bir kişinin şöyle dua ettiğini işitti 'Allah'ım, şehadet ettiğim şu hususlar sebebiyle senden talep ediyorum Sen, kendisinden başka ilah olmayan Allah'sın, birsin, Samedsin hiçbir şeye ihtiyacın yoktur, her şey sana muhtaçtır, senden çocuk olmadı kimsenin babası olmadın, doğmadın kimsenin çocuğu olmadın, bir eşin ve benzerin yoktur." Bunun üzerine Efendimiz buyurdular "Nefsimi kudret elinde tutan Zat'a yemin olsun, bu kimse, Allah'tan İsm-i A'zâm'ı adına talepte bulundu. Şunu bilin ki, kim İsm-i A'zâmla dua ederse Allah ona icabet eder, kim onunla talepte bulunursa Allah ona dilediğini mutlaka verir." Tirmizî, Da'avât, 65 Başka bir hadis meali de şöyledir Bir adam şöyle dua etmiştir "Ey Allah'ım, hamdlerim sanadır, nimetleri veren sensin, senden başka ilah yoktur. Sen semavat ve arzın celal ve ikram sahibi yaratıcısısın, Hayy ve Kayyumsun kâinatı ayakta tutan hayat sahibisin. Bu isimlerini şefaatçi yaparak senden istiyorum!" Bu duayı işiten Resulullah sordu "Bu adam neyi vesile kılarak dua ediyor, biliyor musunuz?" "Allah ve Resulü daha iyi bilir?" diye cevap verdiler. Resulullah şöyle devam etti "Nefsimi kudret elinde tutan Zat'a yemin ederim ki, o, Allah'a, İsm-i A'zâm'ı ile dua etti. O İsm-i A'zâm ki, onunla dua edilirse Allah icabet eder, onunla istenirse verir." Ebû Dâvud, Salât, 368 5 20 “Allah” ismi yerine “Tanrı” kelimesini kullanmak caiz midir? "Tanrı" kelimesi, Arapça "ilah" kelimesinin karşılığıdır. "İlah" daha çok, Allah'tan başka ibadete layık görülen varlıklar için kullanılır. "Allah" kelimesi onun bizzat kendisini ifade eden özel ismidir. Bu bakımdan, kelâm âlimlerine göre "Allah" kelimesi, Cenab-ı Hakk'ın yüce zatına ve bütün kemal sıfatlarına delalet eden özel ismidir. Hiçbir dilde bu kelimenin ifade ettiği özel manayı kapsayacak bir kelime bulunmamaktadır. Öte yandan "Allah" kelimesi bütün Müslümanlar için tevhid inancını temsil eden ortak bir bağ niteliğindedir. Bu sebeple Müslümanların, ibadet ettikleri tek yaratıcılarını "Allah" diye anmaları daha doğru olur. Dolayısıyla "Allah" bu adla veya "esmâ-i hüsnâ" adı verilen 99 isminden biriyle anılmalıdır. Bununla birlikte, dinimizin bildirdiği mutlak kemal sahibi, noksanlardan münezzeh olan yüce Allah'ı "Tanrı" diye anmak da İslam inancına aykırı olmaz. İmanın Esasları İmanın Esasları, İmanın Şartları; Allah’a İman Meleklere İman Kitaplara İman Peygamberlere İman Ahirete İman Kadere İman Bir kimsenin mümin olabilmesi için bu altı iman esasının, iman şartlarının tamamına inanması ve iman etmesi gerekmektedir. 1. Allah’a İman; “Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz.” Fatiha Suresi 5 2. Meleklere İman; Eğer onlar büyüklük taslarlarsa, bilsinler ki Rabbinin yanında bulunan melekler, gece gündüz hiç usanmadan O’nu tespih ederler. Fussilet Suresi 38 3. Kitaplara İman; Bir müslümanın Allah’ın Peygamberleri aracılığı ile insanlara gönderdiği tüm kitaplara Tevrat, Zebur, İncil, Kuran iman etmesi gerekmektedir. Kuran’ı Kerim indikten sonra diğer bütün kitaplar uygulama sahasından kalkmıştır. 4. Peygamberlere İman; Allah, müminleri içinde bulunduğunuz şu durumda bırakacak değildir, pisi temizden ayıracaktır. Ve Allah sizi gayba vakıf kılacak da değildir. Fakat Allah, peygamberlerinden dilediğini seçip gaybı bildirir. O halde Allah’a ve peygamberlerine iman edin. Eğer iman eder ve günahlardan korunursanız, sizin için büyük bir mükafat vardır. Ali İmran Suresi 179 5. Ahiret Gününe İman; İnsanlardan öylesi vardır ki “Allah’a ve ahiret gününe iman ettik.” derler. Gerçekte iman etmiş değillerdir. Bakara Suresi 8 6. Kadere İman; Gaybın anahtarları Allah’ın yanındadır; başkası onları bilemez. Karada ve denizde ne varsa hepsini O bilir. O’nun bilgisi dışında dalından bir yaprak bile düşmez. O, yerin karanlıkları içindeki bir tek taneyi, yaş ve kuru ne varsa her şeyi bilir. Bütün bunlar, gerçeği tüm netliği ile gösteren apaçık bir kitapta yer almaktadır. Enam Suresi 59 İmanın Esasları, İmanın Şartları – Öyle bir günden sakının ki o gün hiçbir nefis bir başkasının yerine geçmez hiç kimseden fidye kabul edilmez hiç kimseye şefaat fayda vermez ve onlara yardım da edilmez. Bakara Suresi 123 İnternetten Para Kazanma Kariyer Fikirleri - İş Firkirleri Başa dön tuşu İman esasları , vaaz ÎMÂN ESASLARI VE ÎMÂNIN KABUL OLMA ŞARTLARI [1] Kendisine sayısız nimetler verilen İbrahim 14/34 yerde ve gökte ne varsa hepsi hizmetine sunulan Lokman, 31/20 insan, Allah’a ibadet için yaratılmıştır. وما خلقت الجن و الانس الا ليعبدون “Ben insanları ve cinleri ancak bana ibadet etsinler diye yarattım” Zâriyat, 51/56 anlamındaki âyet bu gerçeği ifade etmektedir. İnsanın, yaratılış gayesi olan “ibadet” görevini ifâ edebilmesi için her şeyden önce îmân etmesi gerekir. Allah, insanı dünya hayatında imtihana tâbi tuttuğu için Mülk, 67/2 imân edip etmemeyi insanın iradesine bırakmıştır الحق من ربكم فمن شاء فليؤمن و من شاء فليكفر و “Ey Peygamberim! De ki Hak Kur’ân Rabb’inizden gelmiştir. Artık dileyen imân etsin, dileyen de inkâr etsin” Kehf, 18/29 anlamındaki âyette olduğu gibi bir çok âyette yüce Allah insana inanma özgürlüğü vermiştir. Allah, imân veya inkâr etme konusunda insanları serbest bırakmakla birlikte onlara ısrarla imân etmelerini emretmiştir يا ايها الذين امنوا امنوا بالله ورسو له و الكتاب الذي نزل على رسوله و الكتاب الذي انزل من قبل “Ey müminler! Allah’a, elçisine ve elçisine indirdiği kitaba Kurân’a ve daha önce indirdiği kitaplara imân edin…” Nisa 4/136. Yüce Allah, “îmân edin” emri ile yetinmemiş, pek çok âyet-i kerîmede imân edenlere mükâfat cennet ve nimetleri, inkâr edenlere ise ceza cehennem ve azabı olduğunu bildirerek îmân etmeye teşvik etmiş, inkâr etmekten sakındırmıştır.. Müminleri îmâna sevk eden ve onlara îmânı sevdiren yüce Allah’tır Hucurat, 49/17. Allah’ın izni olmadan kimse îmân edemez. Ancak akıllarını kullanmayanlar îmân etmezler, azabı ve rezilliği onlar hak ederler. Kullarının îmânına muhtaç olmamakla birlikte yüce Allah onların küfre düşmelerine razı olmaz, aksine îmân edip şükretmelerinden hoşnut olur Zümer, 39/7. “İman” sözlükte; tasdik etmek, bir şeyin doğru olduğunu söylemek ve onu doğru olarak kabul etmek, güvenmek, inanmak, boyun eğmek ve güven vermek anlamlarına gelir.[2] Din ıstılahında ise Allah’a ve Peygamberimiz Hz. Muhammed Allah tarafından haber verdiği kesin olarak belli olan şeylerin doğru olduğuna tereddütsüz inanmak, bunların hak ve doğru olduğunu içinden şeksiz ve şüphesiz tasdîk ve itiraf etmek anlamında[3] olup “küfür” kelimesinin zıddıdır. Îman, “icmâli îman” ve “tafsîlî îmân” olmak üzere iki kısma ayrılır. “İcmâli îman”, îman edilecek şeylere kısa ve topluca îman etmektir demektir ki bu, kelime-i tevhîd ile ifade edilir لااله الا الله محمد رسول الله “Allah’tan başka tanrı yoktur. Muhammed Allah’ın elçisidir.” Kelime-i tevhîd’in لااله الا الله kısmı Muhammed suresinin 19.,محمد رسول الله kısmı Fetih suresinin 29. âyetinde geçmektedir. Allah’ı ve Hz. Muhammed peygamberliğini kabul eden onların haber verdiklerini de kabul eder. “Lâ ilâhe illallah” cümlesinde iki unsur vardır. Birisi olumsuzluk ifade eder. Bu, cümlenin lâ ilâhe “ilâh yoktur” kısmıdır. Allah’tan başka bütün ilâhları ve ma’budları reddetmek demektir. Diğer kısmı ise olumluluk ifade eder. Bu, cümlenin illallah “ancak Allah vardır” kısmıdır. Bu kısım, sadece Allah’ın varlığını, birliğini, tek ma’bûd oluşunu ikrar etmeyi ifade eder. “Tafsîlî îmân”, Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine , âhiret gününe, öldükten sonra dirilmeye, cennet ve cehenneme, sevap ve ikaba, kaza ve kadere; Kitap ve Sünnet ile Hz. Muhammed’in Allah tarafından tebliğ ettiği ve tevatür yoluyla sabit olan kesin haber ve hükümlerinin her birerlerine ayrı ayrı Allah ve Peygamberinin istediği şekilde îman etmek demektir. İman esasları Ayet ve hadislerde îmân esasları bildirilmektedir. Hz. Ömer anlatıyor “Bir gün Hz. Peygamberin yanında idik. Yanımıza beyaz elbiseli, siyah saçlı bir adam geldi. Üzerinde yolculuk alâmeti yoktu, kendisini kimse tanımıyordu. Peygamberin dizinin dibine diz çöküp oturdu, dizlerini onun dizlerine dayadı ve ellerini Peygamberin dizlerinin üstüne koydu – يا مجمد اخبرني عن الاسلام Ey Muhammed İslam nedir bana bildir dedi. Hz. Peygamber الاسلام ان ثشهد ان لااله الا الله و ان محمدا رسول الله وتقيم الصلوة و تؤتي الزكاة و تصوم رمضان و تحج البيت ان استطعت اليه سبيلا “İslam, Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın elçisi olduğuna tanıklık etmen, namazı dosdoğru kılman, zekatı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirebilirsen Ka’be’yi ziyaret etmen hac yapman dır” diye cevap verdi. O adam, صدقت doğru söyledin dedi. Onun hem sorup hem de verilen cevabı doğrulaması tuhafımıza gitti. Adam Hz. Peygamber tekrar. فاخبرني عن الايمان Şimdi de bana îmânı anlat dedi. Hz. Peygamber da; ان تؤمن بالله وملاءكته و كتبه و رسله و اليوم الاخر و تؤمن بالقدر خيره و شره الايمان “Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe îmân etmendir, yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” diye cevap verdi. Adam tekrar صدقت doğru söyledin dedi ve فاخبرني عن الاحسان Peki ihsan nedir, onu da anlat dedi. Bunu üzerine Hz. Peygamber الاحسان ان تعبد الله كانك تراه فان لم تكن تراه فانه يراك “İhsan, Allah’a O’nu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” diye cevap verdi. O adam, صدقت doğru söyledin dedi. Hz. Ömer, bu adamın Peygamberimize kıyametin ne zaman kopacağını sorduğunu, Peygamberimizin kendisine cevap vermesinden sonra sessizce çekip ettiğini, Hz. Peygamberin kendisine bu soruları soran kişinin kim olduğunu bilip bilmediğini sorduğunu, kendisinin de bilmediğini söylediğini, bunun üzerine Peygamberimizin “O, Cebrail idi, size dininizi öğretmek için geldi” dediğini anlatmıştır. [4] Peygamber efendimiz bu hadiste îmân esaslarını alt olarak saymıştır. Bunlar; Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine âhiret gününe ve kadere îmân etmektir. Bu hadiste sayılan îmân esasları Kur’ân-ı Kerimde muhtelif âyetlerde geçmektedir. Mesela Bakara suresinin 177 ve 284 ile Nisa suresinin 136. âyetlerinde “Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve âhiret gününe” îmân geçmektedir. Kur’ân’da “kadere îmân edin” şeklinde bir âyet yok ise de bir çok âyet, “kadere îmânı” ifade etmektedir. Kur’ân’a îman kadere de îma etmeyi gerektirmektedir. Çünkü Kur’ân’a îmân eden, onda bildirilen esaslara da îmân eder. ALLAH’A İMAN Allah’a îman; Allah’ın varlığına, birliğine, yaratan, yaşatan, rızık veren ve besleyip büyütenin yalnız Allah olduğuna, O’ndan başka ibadete layık ilah ve mabut bulunmadığına, bütün kemal sıfatlarla muttasıf ve noksan sıfatlardan münezzeh bulunduğuna îman etmeyi gerektirir. Allah’ı îman edebilmek için Allah’ın tanımamız gerekir. Biz Allah’ı isim ve sıfatlarıyla tanıyabiliriz. Allah’ın beş çeşit sıfatı vardır a Zâtî sıfatları; vücut vardır, kıdem varlığının evveli yoktur, beka varlığının sonu yoktur, vahdâniyet tektir, eşi ve benzeri yoktur muhalefetün lihavadis yaratıklarından hiç birine benzemez, kıyam binefsihî varlığı kendindendir, yaratılmış değildir. b Sübûtî sıfatları; hayat diridir, yaşamaktadır, ilim her şeyi bilir, semi’ her konuşulanı işitir, gizli âşikâr bütün sesleri ve duaları duyar, basar küçük büyük her şeyi görürü, irade dilediği olur, dilemediği olmaz, kudret her şeye gücü yeter, kelam peygamberlerle vahiy yoluyla konuşmuştur, tekvin yaratıcıdır, her şeyi O yaratmıştır. c Selbî sıfatları. Allah hakkında düşünülmesi mümkün olmayan sıfatlardır. Mesela الله الصمد لم يلد و لم يولد و لم يكن له كفوا احد “Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, her şey O’na muhtaçtır. O’ndan çocuk olmamıştır kimsenin babası değildir. Kendisi de doğmamıştır kimsenin çocuğu değildir. Hiçbir şey O’na denk ve benzer değildir” İhlas,112/2-4, لاشريك له “Onun hiçbir ortağı yoktur…”En’am, 6/163, و لم يكن له شريك في الملك “Onun mülkte hiçbir ortağı yoktur” İsrâ, 17/111. لا تاحذه سنة و لانوم “O’nu ne uyuklama tutabilir ne de uyku” Bakara, 2/253. و هو يطعم و لا يطعم “O yaratıkları besleyendir ve kendisi beslenmeye ihtiyacı olmayandır” En’am, 6/14. ان الله ليس بظلام للعبيد “Allah, kullarına asla zulmedici değildir” Al-i İmrân, 3/182 anlamındaki âyetlerde geçen sıfatlar selbî sıfatlardır. d Haberî sıfatlar. Âyet ve hadislerde bildirilen ancak mahiyetini insanların tam kavrayamadığı sıfatlardır. Allah’ın yüzü, gözü, eli, gelmesi, dünya semasına inmesi, arşı istiva etmesi gibi nitelikler bu tür sıfatlardır. e Fiilî sıfatlar. Rızık vermesi, canlıların hayatlarına son vermesi gibi sıfatlar bu türü sıfatlardır. Kelam âlimleri Allah’ın fiilî sıfatlarını “tekvîn” sıfatı ile ifade etmişlerdir. MELEKLERE ÎMAN Meleklere îmân, âyet ve hadislerle sabittir. Melekler şu özelliklere sahip varlıklardır a Nurdan yaratılmış, latif ve ruhanî varlıklardır. Onlarda; yemek, içmek, erkeklik, dişilik, evlenmek, uyumak, gençlik ve ihtiyarlık gibi insanlara ait özelliklerden hiç biri yoktur. Enbiya, 21/19-20 b Allah’a isyân etmezler. Hangi iş için yaratılmış iseler o işi yaparlar. Daimî olarak Allah’a ibadet ve itaat ederler Nahl, 16/50, ان الذين عند ربك لا يستكبرون عن عبادته و يسبحونه و له يسجدون “Kuşkusuz Rabbin katındakiler O’na kulluk etmekten asla kibirlenmezler. O’nu tesbih eder ve yalnız O’na secde ederler” A’raf, 7/206. c Melekler bir anda Allah’ın emrettiği bir mekândan diğer bir mekâna intikal edecek, hatta yerleri ve gökleri dolaşacak bir kabiliyette yaratılmışlardır. Onların kanatları vardır Fâtır,35/1 Melekler çok az bir zamanda çok uzak yerlere gidebilirler Meâric, 70/4. d Allah’ın emirleriyle farklı şekillere girebilirler. e Gözle görülmezler. Gözle görülmeyişleri onların yok olduklarından değil, gözlerimizin o kabiliyette yaratılmamış olmasındandır Melekler görevleri yönünden bir kaç gruba ayrılır. Melekler yerde, arşta veya semada bulunurlar. Yerde bulunanlara arzî, gökte bulunanlara semavî, arşta bulunanlara ise arşî yüklendikleri görevler itibariyle farklı isimlerle anılmışlardır. Bunlardan dördü, büyük melek olarak bilinmektedir Cebrâîl, Mikâîl, İsrâfîl ve Azrail. Bilinen diğer melekler de şunlardır Münker-Nekir, Kirâmen Kâtibin Hafaza, Hamele-i Arş, Hazin, Zebânî, Mâlik, Rıdvân. KİTAPLARA ÎMAN Allah ilk insan Adem itibaren her topluma bir peygamber göndermiş ve onlara kitaplar vermiştir. لقد ارسلنا رسلنا بالبينات و انزلنا معهم الكتاب “Andolsun biz elçilerimi açık mucizelerle gönderdik ve onlarla beraber kitap indirdik…” Hadîd, 57/25 anlamındaki âyet bu gerçeği ifade etmektedir. Ayet ve hadislerde kitap verildiği bildirilen peygamberler şunlardır. Adem 10 sayfa Şît 50 sayfa İdris 30 sayfa İbrahim 10 sayfa, Musa Tevrat, Davud, Zebur, İsa İncil, Hz. Muhammed Kur’ân verilmiştir. Kur’ân’ın dışındaki diğer kitapların asılları korunamamıştır. Kur’ân Allah’tan geldiği gibi aynen korunmuştur. Kur’ân’ın korunmasını bizzat Allah kendi uhdesine almıştır. انا نحن نزلنا الذكر و انا له لحافظون “Şüphesiz ki Zikri Kur’ân’ı biz indirdik. Onun koruyucusu da elbette biziz” Hıcr, 15/9 ânlamındaki âyet bu gerçeği ifade etmektedir. PEYGAMBERLERE ÎMAN Yüce Allah Adem Hz Muhammed kadar her topluma bir peygamber göndermiştir. و ان من امة الا خلا فيها نذير “Hiçbir ümmet / toplum yoktur ki aralarında bir uyarıcı gelip geçmiş olmasın” Fâtır, 35/24 anlamındaki âyet bu gerçeği ifade etmektedir. Peygamberlerin görevleri Allah’ın emir ve yasaklarını, helal ve haramların, hüküm ve tavsiyelerini insanlara ulaştırmak tebliğ, dİn kurallarını sözlü ve uygulamalı olarak insanlara öğretmek ve onlara örnek olmaktır. Peygamber; özü, sözü ve davranışları dosdoğru sâdık, güvenilir emin, akıllı ve günahsız insanlardır. Hz. Adem’den Hz. Muhammed’e kadar insanlara gönderilen peygamber sayısında ihtilaf olmakla beraber bazı kaynaklarda 224 bin olduğu bildirilmiştir. Bunlardan 25 tanesinin ismi Kur’ân’da geçmektedir. Bunlar; Adem, İdris, Nuh, Hud, Sâlih, Lut, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup, Yusuf, Eyyub, Şuayb, Musa, Harun, Davut, Süleyman, İlyas, El-Yesa’, Zülkifl, Yunus, Zekeriya, Yahya, İsa ve Hz. Muhammed’dir. Ayrıca Kur’ân’da haklarında bilgi verilen Üzeyr, Lokman ve Zülkarneyn adlarında üç kişinin peygamber mi veli mi olduğu konusunda ihtilaf edilmiştir. ÂHİRET GÜNÜNE ÎMAN Îmân esaslarının en önemli esaslarından biri âhirete îmandır. Pek çok âyet ve hadiste âhirete îmân detaylı olarak anlatılmaktadır. Kur’ân ve hadislere göre, insanlar ölünce ruhları âlem-i berzah’ta yaşarlar. Birinci defa sûra üfürülünce bütün canlılar ölür, kıyamet kopar. İkinci defa sûra üfürülünce bütün insanlar Allah’ın emriyle dirilirler. Mahşer yerinde toplanırlar. Dünyada yaptıklarından hesaba çekilirler. Netice her insan îmân ve ameline göre ya cennet ya da cehenneme gider. Kafir, müşrik ve münafıklar cehennemde ebedî olarak kalacaklardır. Günahkâr müminler Allah affetmez ise cezalarını cehennemde çekecekler, sonra îmânlarının mükafatını görmek üzere cennete gireceklerdir. KAZA VE KADERE ÎMAN Allah’ın ezelden ebede kadar olacak şeylerin zaman ve mekanını, nitelik ve özelliklerini, kısaca ne şekil ve ne zamanda olacaklarsa onların hepsini ezelde daha bunlar yok iken bilip o suretle tahdit ve takdir etmesine “kader”; ezelde takdir ve irade buyurduğu şeylerin zamanı gelince her birisinin ezeldeki ilim, irade ve takdirine uygun bir şekilde icat etmesine ve yaratmasına ise “kaza” denir. Kader, Allah’ın ilim sıfatına, kaza ise tekvin sıfatına râcidir. Kaza ve kadere îmana Hadîd sûresinin 22-23. âyet-i kerîmelerinde açıkça işaret etmektedir ما اصاب من مصيبة في الارض و لا في انفسكم الا في كتاب من قبل ان نبراها ان ذالك على الله يسير* لكيلا تاسوا على مافاتكم و لا تفرحوا بما اتاكم “Ne yerde ne de kendi canlarınızda meydana gelen hiç bir musîbet yoktur ki biz onu yaratmadan önce bir kitapta yazılmış ezelî bilgimizde tespit edilmiş olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre kolaydır. Elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve Allah’ın size verdiği nimetlerle şımarmayasınız diye böyle yaptık…” İMANIN KABUL OLMA ŞARTLARI Bir insanın îmanın geçerli olabilmesi için şu altı şarta uygun îman edilmesi gerekir Îmânda Şüphe Olmamalıdır Îman edilmesi gereken şeylerin tamamına şeksiz şüphesiz ve kesin olarak îmân edilmesi gerekir. Şüphe ile îmân bağdaşmaz. Yüce Allah, لقد جاءك الحق من ربك فلا تكونن من الممترين “… Yemin olsun sana Rabb’inden hak geldi, sakın şüphelenenlerden olma” buyurmuş Yunus, 10/94 ve müminleri şüphe etmeyen kimseler olarak tanıtılmıştır انما المومنون الذين امنوا بالله و رسوله ثم لم يرتابوا و جاهدوا باموالهم و انفسهم في سبيل الله اولئك هم الصادقون “Müminler ancak Allah’a ve Peygamberine îmân eden, sonra şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihat eden kimselerdir. İşte îmân iddiasında doğru olanlar sâdıklar bunlardır” Hucûrat, 49/15. Mümin olabilmek için ilk başta kalpten şüpheyi atmak şart olduğu gibi îmânın bekası ve devamı için de şüpheden uzak olmak da şarttır.[5] Îmân esasları ile ilgili olarak “bunlar, doğru mu, değil mi? aslı var mı, yok mu? ” diye şüphe etmek kesin bir şekilde kalbin huzur ve sükûn içinde tasdîk etmesi anlamında olan îmân ile ters düşer. İmân edilecek şeylerin hepsine inanılmalıdır İman edilecek şeylerin bir kısmına îman edip bir kısmına îmanı etmeyen kimsenin îmanı geçerli değildir. Çünkü “îmân”, bütünlük ister, îmân esaslarının hepsine inanmayı gerektirir. Küfür için îmân edilecek şeylerin hiçbirine inanmamak şart değildir. Bir kısmına veya birine inanmamak da küfürdür.[6] Nisa sûresinin 150-151 âyetinde peygamberlerden bir kısmına îmân edip bir kısmına îmân etmeyenlerin “hakîkî kâfir” oldukları bildirilmiştir Âl-i İmrân sûresinin 119. âyetinde Allah, müminleri; ها انتم اولاء تحبونهم و لا يحبونكم و تؤمنون بالكتاب كله “İşte siz öyle kimselersiniz ki onları ehl-i kitabı seversiniz, halbuki onlar sizi sevmezler. Siz kitabın hepsine inanırsınız…” şeklinde tanıtmıştır. Aynı sûrenin 7. âyetinde ise, والراسخون في العلم يقولون امنا به كل من عند ربنا “…İlimde ileri gidenler, “Ona Kur’ân’a îmân ettik. Hepsi Rabb’imiz katındandır” derler” buyurulmuştur. Allah Bakara suresinin 85. âyetinde افتؤمنون ببعض الكتاب و تكفرون ببعض “… Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz?” buyurarak Yahudileri kınamış ve böyle yapanların cezasının dünyada rezillik, âhirette ise şiddetli azap olduğunu bildirmiştir. Kur’ân’a, başından sonuna kadar bütün sûre ve âyetlerine, âyetlerde geçen hüküm ve tavsiye, emir ve yasak helâl ve haram, bilgi ve haberlerin tamamına inanmak, hak ve doğru olduğunu tasdîk etmek mü’min olmak için şarttır. Kur’ân’ın bir hükmüne, bir farz veya yasağına, bir âyetine inanmayan veya uygulanmasını, geçerliliğini kabul etmeyen îmân sahibi olamaz. Yeis halinden önce îmân edilmelidir Hayattan ümidi kesip ölümle karşı karşıya gelmeden[7] ve ilâhî azapla karşılaşmadan önce îmân edilmesi gerekir. Bu halde yapılacak îmânın, insana faydası olmaz. Dünyada itaat ve isyan imkânı varken îmân edilmesi gerekir. İlâhî azabın geldiğini görünce, yaşamanın mümkün olmadığını anlayınca ve can boğaza gelince yapılan îmânın geçerliliği yoktur. Askerleri ile birlikte Musa ve ona îmân edenleri takibe koyulan Firavun, Kızıldeniz’de boğulmak üzere iken “îmân ettim, ben de müslümanlardanım” demiş fakat îmânı kabul olmamıştır Yunus, 10/90-91. Firavun’un îmânı niçi kabul olmamıştır? Kabul olmamıştır, çünkü ilâhî azabı görmüş, ölümden başka seçeneği ve yaşama imkânı kalmadığı bir zamanda îmân etmek Allah Mümin suresinin 85. âyetinde فلم يك ينفعهم ايمانهم لما راو باسنا “Azabımızı gördükleri zaman, îmânları kendilerine fayda sağlamadı…” buyurmuştur bk. En’am, 6/158. İlâhî azap ile karşılaşıp son nefese gelince îmân kabul olmadığı gibi tövbe de kabul olmaz و ليست التوبة للذين يعملون السيات حتى اذا خضر احدهم الموت قال اني تبت الان و لا الذين يموتون و هم كفار اولئك اعتدنا لهم عذابا اليما “Kötülükleri günahları yapıp yapıp da kendisine ölüm gelip çatınca; Ben şimdi tövbe ettim’ diyen kimseler ile kâfir olarak ölen kimselerin tövbeleri geçerli değildir Bunlar âhirette elem dolu bir azap hazırlanmıştır” Nisa,4/18. İmâna şirk karıştırılmamalıdır Allah katında îmânın makbul olabilmesi için insanın tevhît üzere bulunması gerekir. Îmânına şirk karıştıran kimsenin îmânı da ibadetleri de geçerli değildir. Böyle bir kimse hidayete ermiş sayılmaz. Yüce Allah, En’âm sûresinin 82. âyetinde şöyle buyurmaktadır الذين امنوا و لم يلبسوا ايمانهم بظلم اولئك لهم الامن و هم مهتدون “İman edenler ve îmânlarına zulüm şirk karıştırmayanlar varya, işte güven onlarındır ve hidayete ermiş olanlar da onlardır.” Allah’a zatında, sıfatlarında, ibadetinde, Rab ve ilah oluşunda ortak koşan kimsenin îmânı geçerli değildir. Böyle bir kimse mümin değil müşriktir. و ان اقم وجهك للدين حنيفا و لا تكونن من المشركين “Yüzünü hanîf Allah’ı birleyen olarak dîne çevir, sakın Allah’a şirk koşanlardan olma” Yunus, 10/105 buyuran Allah, îmânlarına şirk karıştırarak îmân edenleri kınamaktadır و ما يؤمن اكثرهم بالله الا وهم مشركون “Onların çoğu, Allah’a şirk koşmadan îmân etmezler” Yusuf, 12/106. Îmân esasları kalp ile tasdîk edilmelidir Îmânın geçerli olabilmesi için bir insanın sadece diliyle îmân ettiğini söylemesi yeterli değildir. Îmân esaslarının tamamını kalbi ile tasdîk etmesi gerekir. Çünkü îmânın yeri kalptir.[8] Bakara suresinin 8. âyetinde Allah’a ve âhiret gününe îman ettik dedikleri halde onların mümin olmadıkları bildirilmektedir و من الناس من يقول امنا بالله و باليوم الاخر و ما هم بمؤمنين “İnsanlardan Allah’a ve âhiret gününe îman ettik diyen kimseler vardır. Halbuki onlar mümin değillerdir” Niçin mümin değillerdir. Mümin değillerdir çünkü sadece dili ile “îmân ettim” demek yeterli değildir, kalp ile de îmân edilmesi gerekir.[9] Mâide sûresinin 41. âyetinde bu husus, şöyle ifade edilmektedir يا ايها الرسول لا يحزنك الذي يسارعون في الكفر من الذين قالوا امنا بافواههم و لم تؤمن قلوبهم “Ey Peygamber! Ağızlarıyla “îmân ettik” deyip kalpleriyle îmân etmemiş olanlardan ve Yahudilerden küfürde yarış edenler seni üzmesin…” Peygamberimiz yanına girip inanmadıkları halde îmân ettiklerini söyleyen bir grup Yahudi ile ilgili olarak, و اذا جاؤكم قالوا امنا و قد دخلوا بالكفر و هم قد خرجوا به “Size geldiklerinde “îmân ettik” dediler. Oysa küfürle yanınıza girmişler yine küfürle yanınızdan çıkmışlardı…” Mâide, 5/61. Bu tür kimselere din dilinde “münafık” denir. Münafık kalbiyle iman etmediği halde sadece diliyle îman ettiğini söyleyen kimsedir. Nitekim Bakara sûresinin 14. âyetinde münafıklarla ilgili olarak; اذا لقوا الذين امنوا قالوا امنا و اذا دخلوا الى شياطينهم قالوا انا معكم انما نحن مستهزؤن و “Onlar, müminlere rastladıkları zaman “îmân ettik” derler. Fakat şeytanlarıyla önderleri ve ileri gelenleriyle yalnız kaldıkları zaman, “biz sizinle beraberiz, biz sadece onlarla alay ediyoruz” derler” buyurulmuştur.[10] Bir kıtlık yılında Medine’ye gelip îmân ettiklerini söyleyen ve sadaka isteyen Benî Esed kabîlesinin bedevîleriyle ilgili olarak; قالت الاعراب امنا قل لم تؤمنوا و لكن قولوا اسلمنا و لما يدخل الايمان في قلوبكم “Bedevîler, “îmân ettik” dediler. Ey Peygamberim!Onlara de ki “Îmân etmediniz öyle ise îmân ettik demeyin fakat “boyun eğdik” deyin. Henüz îmân kalbinize girmedi….” buyurulmuştur Hucûrât, 49/14. Îmânın yeri kalp olduğu gibi şüphenin Tevbe, 9/45 ve inkârın yeri de kalptir bk. Nahl, 16/22. Kalpten gelmeyen ve zorlama sonucu dil ile ifade edilen “inkâr” sözü bu sebeple insanın îmânını yok etmez Nahl, 16/106 Hatta kalpten gelmeyen ve yanılarak yapılan şeylerde günah da yoktur bk. Ahzab, 33/5. Kalbin içinde olanı ancak Allah bilir. Kalben inanmadığı halde dili ile inandığını söyleyen kimseye biz “mümin değil” diyemeyiz. Biz zâhire göre hükmederiz. Dili ile “müminim” diyen insan, kalben de inanmış mı inanmamış mı bunu bilemeyiz. Bu sebeple “müminim” diyen insana “sen mümin değilsin” denilmez bk. Nisa, 4/94. Âyetler ve Dini Hükümler Alay Konusu Yapılmamalıdır Ayetleri ve dînî hükümleri inkâr edip kabul etmemek îmana mani olduğu gibi Kur’ân’ı, hatta bir âyeti, dînî bir hüküm, emir ve yasak, helal ve haramı beğenmemek, küçümsemek, hafife ve alaya almak da îmana engeldir. Ayetleri ink3ar edenler ve alaya alanlar mümin değillerdir. Bu husus Kur’ân’ın bir çok âyetinde açıkça bildirilmektedir. Şu âyetleri örnek olarak zikredebiliriz قل هل ننبؤكم بالاخسرين اعمالا * الذين ضل سعيهم في الحياة الدنيا و هم يخسبون انهم يخسنون صنعا * اولئك الذين كفروا بايات ربهم و لقائه فحبطت اعمالهم فلا نقيم لهم يوم القيامة وزنا * ذلك جزاوهم جهنم بما كفروا و اتخذوا اياتي و رسلي هزوا “Ey Peygamberim! De ki Amel bakımından en çok ziyana uğrayan; iyi iş yaptıklarını zannettikleri halde dünya hayatındaki çalışmaları kaybolup giden kimseleri haber vereyim mi” Onlar, Rab’lerinin âyetlerini ve O’na kavuşacaklarını inkâr eden, böylece amelleri boşa çıkan ve bu yüzden kıyamet gününde amelleri için bir terazi kurmayacağımız kimselerdir. İşte böyle, inkâr etmeleri, âyetlerimi ve peygamberlerimi alaya almaları yüzünden onların cezası cehennemdir” Kehf, 18/103-106. Ayette, âyetleri inkâr edenler ile alaya alanlar aynı kategoride zikredilmişlerdir. Bir ayeti inkâr ile onu küçümsemek ve alaya almak aynı anlamı ifade eder. Bu yüzden mümin olabilmek için bir hiçbir dini hükmü küçümsememek ve alay konusu yapmamak gerekir. Hatta âyetlerin inkâr edildiği ve alaya alındığı bir mecliste bulunmak bile Kur’ân’da yasaklanmıştır bk. Nis, 140. Îmân ettiğini söylediği halde Allah ve Resulü’nün hükümlerinden yüz çeviren ve hükümlerini beğenmeyenler Nur, 24/47-50. Allah ve Peygamberin hükümlerine razı olmayanlar îmân etmiş sayılmazlar Nisa, 4/460, 461, 65. Maide, 5/43. Mümin, Allah’a ve Peygambere îmân ettiği gibi onların koyduğu hükümleri de kabul edip uygular Nur, 24/51. Allah ve Resulü bir konuda bir hüküm verdikten sonra artık müminin onu kabulden başka bir seçeneği yoktur Ahzab, 33/36. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME İnsanın en kıymetli varlığı, îmânıdır. Çünkü insanı ebedî saadete erdirecek ve amellerinin makbul olmasını sağlayacak olan îmânıdır. Kur’ân’da; îmânı olmayanların amellerinin boşa gideceği Maide, 5/5 îmânsız amelin kabul olmayacağı bildirilmektedir Nisa, 4/38; Bakara, 2/264; Tevbe, 9/17, 19. Îmân etmeyenlere acıklı azap hazırladığını bildiren İsra, 17/10; Sebe’, 34/8, îmân edip sâlih amel işleyenlere cennet ve nimetlerini va’deden Bakara, 2/25, 82. Nisa, 4/57; Ra’d, 13/29, îmân edenleri öven ve îmân etmeyenleri yeren yüce Allah, ancak kendisine yazık edenlerin îmân etmeyeceklerini haber vermektedir En’am, 6/12, 20. Îmân eden de inkâr eden de kendi leh ve aleyhine yapmış olur Yunus, 10/108. Îmân eden hidayete ermiş ve ebedî saadeti kazanmış olur. “Kulluk” görevini ifâ edebilmek, “dünya imtihanını” başarı ile noktalayabilmek ve neticede Allah’ın rızasını ve cennetini kazanabilmek için “hakikî bir îmâna” sahip olmak, bunun için de “îmân gerçeğini” ve “îmânın kabul olmasının şartlarını” çok iyi bilmek gerekir. “İmân”; Allah’a ve Peygamberimiz Hz. Muhammed Allah tarafından haber verdiği kesin olarak belli olan şeylerin doğru olduğuna tereddütsüz inanmak, bunların hak ve doğru olduğunu içinden şeksiz ve şüphesiz tasdîk ve itiraf etmek demektir. Ayet ve hadislerde îman esasları altı olarak bildirilmiştir Bunla, Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe, kaza ve kadere – hayır ve şerrin Allah’ın yaratmasıyla meydana geldiğine îman etmektir. Îman, “lâ ilâhe illallah” tevhit cümlesinde toplanmıştır. İman sarayına bu cümle ile girilir. Buna icmâlî iman denir. Ancak mümin icmâlî iman ile yetinmez. Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine , âhiret gününe, öldükten sonra dirilmeye, cennet ve cehenneme, sevap ve ikaba, kaza ve kadere; Kitap ve Sünnet ile Hz. Muhammed’in Allah tarafından tebliğ ettiği ve tevatür yoluyla sabit olan kesin haber ve hükümlerinin her birerlerine ayrı ayrı Allah ve Peygamberinin istediği şekilde îman etmek eder. Buna da tafsîlî îmân denir. Bir îmanın kabul olması için şu altı şartın birlikte bulunması gerekir 1. İmanda şüphe bulunmamalıdır. 2. İmanda bütünlük olmalı, iman edilecek şeylerin tamamına iman edilmelidir. 3. Îmana şirk karıştırılmamalıdır. 4. İman son nefese bırakılmamalıdır. 5. İman esasları kalp ile tasdik edilmelidir. 6. Ayetler ve dînî hükümler alay konusu yapılmamalı, küçümsenmemelidir. Mümin şartlarına uygun iman etmeli, îmanın kendisine yüklediği görevleri de eksiksiz yapmaya çalışmalıdır. Çünkü amel ve ibadetlerle beslenmeyen iman zayıflayabilir, hatta kaybedilebilir. Kur’ân’da pek çok âyette îmân sâlih amel hep birlikte zikredilmiştir. من امن بالله و اليوم الاخر و عمل صالخا فلهم اجرهم عند ربهم و لا خوف عليهم و لاهم يحزنون “…. Kim Allah’a ve âhiret gününe îmân eder ve sâlih amel işlerse onların Rableri katında mükâfatları vardır. Onlara korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir” Bakara, 2/62. bk. Maide, 5/69. و بشر الذين امنوا و عملوا الصالحات ان لهم جنات تجري من تحتها الانهار “İman edip Salih amel işleyenlere kendileri için içinden ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele…” Bakara, 2/25. [1] Bu bölüm Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi Doç. Dr. İsmail KARAGÖZ tarafından hazırlanmıştır. [2] İbn Fâris, Ahmed, Mu’cemü Mekâyîsi’l-Lüga, I, 153. Kahire, 1948. Rağıb el-İsfehânî, el-Müfredât fî Garîbi’l-Kur’ân, s. 25-26. [3] Nureddîn es-Sâbûnî, el-Bidâye fî Usûli’d-Dîn, s. 87. Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara, 1979. Ahmed Hamdi Akseki, İslam Dîni İtikat, İbadet ve Ahlak, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 16. baskı. Güzel Sanatlar Matbaası, Ankara, 1960.. [4] Müslim, Îmân, 1, 5. I, 37, 40. bk. Buhârî, Îman, 37. I, 1 8. Ebû Dâvud, Sünnet, 17. V, 72. İbn Mâce, Mukaddime, 9. I, 24. [5]Hamdi Yazır, Hak Dîni Kur’ân Dili, VI, 4484. Eser Neşriyat, İstanbul, 1971. [6] Yazır, I, 208. [7] Yazır, III, 2105. [8] Mâtürîdî, Ebû Mansur, Kitâbü’t-Tevhîd, s. 375. Çağrı Yay. İstanbul, tarihsiz. [9] bk. Tevbe, 9/84, Al-i İmrân, 3/167. [10] bk. Bakara, 2/8-16; Nisa, 4/142-143; Tevbe, 9/65-66; Münâfikûn, 1-8. İman esasları , vaaz Oluşturulma Tarihi Mayıs 11, 2020 0108Müslüman olan ya da İslamiyet’e girmek isteyen herkesin imanın şartlarına gönülden inanması gerekir. Amentü olarak da bilinen imanın şartları, genellikle İslam’ın şartları ile karıştırılmaktadır. Peki, İmanın şartları nelerdir ve toplamda kaç tanedir? İmanın şartlarıyla alakalı ayet ve hadisler nelerdir? Sizler için imanın şartlarıyla alakalı sorulan bu soruların cevaplarını araştırdık. İşte, imanın şartları ve bu konuda bilinmesi gereken diğer kelime anlamı “bir kimsenin söylediğine güvenmek ve yürekten inanmak” olarak belirtilmektedir. Bu sebeple, Allah’a iman edenlerin de O’nun şartlarına sorgusuz bir biçimde inanması gerekmektedir. İmanın Şartları Nelerdir? Buhari’den aktarıldığı üzere imanın temel şartları, Cibril hadisinde ifade edilmiştir. Bu bağlamda imanın şartları aşağıdaki gibi sıralanmaktadır. - Allah’ın varlığına inanmak. - Meleklere inanmak. - Kitaplara inanmak. - Peygamberlere inanmak. - Ahiretin varlığına inanmak. - Kadere inanmak hayır ve şerriyle. Bir kimsenin imanının geçerli sayılması için bütün şartları kabul etmiş olması gerekir. İman esaslarının bir kısmının dahi inkar edilmemesi gerekmektedir. Yani tüm peygamberlere inanıp içlerinden bir tanesine inanmamak gibi düşüncelere girilmemelidir. Bunun yanı sıra dünya hayatında tamamen umutsuzluğa düşen kimselerin de son anda iman etmesinin herhangi bir geçerliliği bulunmamaktadır. Çünkü böyle durumlara kişinin aklıyla hareket edemeyeceği kabul edilmektedir. İmanın Şartı Kaç Tanedir? İmanın şartları toplamda 6 tanedir. Allah’a inanmak, O’nun bütün varlıkları yoktan yarattığını ve sonsuz bir güce sahip olduğunu kabul etmektir. Melekler, Allah’ın nurdan yarattığı güçlü kullarıdır. Bunlar; üremezler, yorulmazlar, her şekle girebilirler ve daima Allah’ın dediğini yaparlar. Meleklerin varlığına inanmak da imanın şartları arasındadır. Kitaplara inanmakla Allah’ın hüküm ve emirlerini peygamberlere ilettiği kutsal kitaplar belirtilmektedir. Bu bağlamda peygamberlere inanıldığı gibi kitap haline gelen bu vahiy ve emirlere de inanılması zorunludur. İslam inancında insanın öldükten sonra kabir hayatı yaşayacağına ve kıyametten sonra da ahiret hayatına başlanacağına inanılır. Kur’an-ı Kerim’in çok sayıda ayetinde geçen ahiret hayatında müminler cennete, günahkarlar ise cehenneme gidecektir. İman edenler ahiret yaşamı ile ilgili tüm işaretlere inanırlar. Kaza ve kader de imanın şartlarındandır. Bu bağlamda, Allah kullarının yapacağı her türlü işi ezelden beri bilir. O’nun bunları bilmesine kader denir. Vakti gelince de bu olaylar kulun karşısına çıkarılır, buna da kaza denir. Kişinin başına gelen hayırlı ve şer olayları kaderden bilmesi ve buna inanması imanın bir diğer şartı olarak kabul edilir. İmanın Şartları ile İlgili Ayetler ve Hadisler İmanın şartı ile ilgili temel alınan hadis Cibril tarafından iletilmiştir. Ancak Kur’an-ı Kerim’in farklı yerlerinde imanın tüm şartları için tembihlemeler yapılmaktadır. Aşağıda sıralanan sure ve ayet isimlerinde ilgili şarta değinilmektedir. - Rad Suresi, 16. Ayet Allah’a inanmak - İnfitar Suresi, 10-12. Ayet Meleklere inanmak - Şura Suresi, 51. Ayet Kitaplara inanmak - Nisa Suresi, 164. Ayet Peygamberlere inanmak - Bakara Suresi, 214. Ayet Ahiret varlığına inanmak - Talak Suresi, 3. Ayet Kadere inanmak Kur’an’da yukarıda sayılan ayetler dışında da imanın şartlarını konu alan bölümler bulunmaktadır. Rad Suresi’nde geçen “Göklerin ve yerin Rabbi kimdir diye sor. Allah’tır diye cevap ver.” Ayeti, Kur’an’da tekrar tekrar dile getirilmektedir. Burada müminlerin Allah’ın varlığını ve tüm mahlukatı yarattığına iman edilmesi istenmektedir. Meleklerin varlığı ise İnfitar Suresi’nde geçmektedir. Bu bağlamda ilgili ayetlerde “Hayır! İnanacak yerde siz hala dini yalan sayıyorsunuz. Oysa sizi gözetleyen muhafızlar, değerli yazıcılar var. Onlar yaptığınız her şeyi biliyorlar.” buyrulmuştur. Selam Dostlarım, konumuzda; iman ile ilgili hadisler, Allah’a İman ile İlgili Hadisler, Allah’a iman ile ilgili hadisler kısa, İman ile ilgili Hadisler Arapça, Ahirete iman ile ilgili hadisler kısa, Allah’a iman ile ilgili hadisler Arapça Ahirete iman ile ilgili hadisler, iman ile ilgili 2 tane hadis-i şerif, Kitaplara iman ile ilgili hadisler aramalarında sizlere yardımcı olacak şekilde paylaşmaya çalıştık. İman ile ilgili kısa ayetler için konunun sonuna linkler verdik. Not Sitemizde Peygamber sav. Efendimizin sahih hadislerini kaynaklarıyla paylaşmaya çalışıyoruz. Yanılmalar olabilir. Kalın yazılı yerler ravi veya kaynaklardır. Sizler de İman ile ilgili hadisler paylaşmak isterseniz yorum bölümünden ekleyebilirsiniz. Yorumlarınız bizlere daha iyi paylaşımlar yapmak için yol gösterecektir. Bu konumuzda Peygamber sav. Efendimizin Aile konusunda hadislerini aşağıda sıralamaya çalıştık. Umarız faydalı olur. Not İman ile ilgili aşağıda sıraladığımız hadislerde kalın yazılı yerler ravi ve kaynak bilgilerini içermektedir. / Türkiye’nin en geniş Güzel sözler, ayetler, hadisler ve atasözleri ve deyimler platformu // Bizleri her türlü sosyal medyadan takip edebilirsiniz. Konumuzun altında linkler mevcuttur. İman ile ilgili hadisler İbn Abbas radıyallahu anh.’tan rivayet edildiğine göre Rasûlullah şöyle buyurdu iman, cennete, cehenneme, hesap gününe, yaptıklarını tartan mizana ve iyisiyle kötüsüyle kadere, inanmandır. Ahmed Ebû Hureyre’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah şöyle buyurdu “İman bakımından müminlerin en kâmili, ahlak bakımından en iyi olanıdır.” Ebû Hureyre’den rivayet edildiğine göre Nebî şöyle buyurdu “İman altmış küsur şubedir. Hayâ da imandan bir şubedir.” Enes b. Mâlik’ten rivayet edildiğine göre Rasûlullah şöyle buyurmuştur “Üç şey vardır ki onlar kimde bulunursa imanın tadını alır Allah ve Rasûlünü her şeyden çok sevmek, bir kimseyi sadece Allah rızası için sevmek, Allah kendisini kurtardıktan sonra tekrar inkarcılığa dönmekten ateşe atılmaktan çekindiği gibi kaçınmak.” Ubade ’den rivayet edildiğine göre Peygamber şöyle buyurdu Kim Allahtan başka hiçbir ilah olmadığına, Muhammedin de Onun Resulü olduğuna şehadet ederse, Allah ona ateşi haram eder. Tirmizi Üç şey imandandır Darlıkta sadaka vermek, herkese selamı yaymak, insafı gözetmek. Ammar radıyallahu anh. Bezzar Enes radıyallahu anh. tan rivayet edildiğine göre Rasûlullah şöyle buyurdu Kendisinde şu üç şey bulunan kişi, hem sevabı hak etmiş, hem de imanını tamamlamıştır Dünyada yaşadığı güzel bir ahlak, kendisini Allahın yasaklarından uzaklaştıran vera ve cahilin cehlinden alıkoyan olgunluk. Bezzar Osman b. Affân’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah şöyle buyurdu “Kim, lâ ilâhe illallâh deyip Allah’tan başka bir ilah olmadığını bilerek ölürse cennete girer.” Ömer b. el-Hattâb diyor ki Rasûlullah’ı şöyle buyururken işittim “Ameller, niyetlere göre değerlenir. Herkes yaptığı işin karşılığını niyetine göre alır. Kim elde edeceği bir dünyalığa veya evleneceği bir kadına kavuşmak için yola çıkmışsa, onun hicreti hicret ettiği şeye göre değerlenir.” İbn Abbâs’tan rivayet edildiğine göre Rasûlullah şöyle buyurdu “Kim şöhret peşinde olma niyetiyle yaptığı iyiliği duyurursa süm’a, Allah da onun gizli işlerini duyurur. Kim gösteriş yaparsa,Allah da onun riyakârlığını açığa vurur.” Ebû Hureyre’den rivayet edildiğine göre Peygamber şöyle buyurdu “Şüphesiz Allah Teâlâ suretlerinize ve mallarınıza bakmaz. Ancak kalplerinize ve amellerinize bakar.” Enes b. Mâlik’ten rivayet edildiğine göre Rasûlullah şöyle buyurmuştur Sizden biriniz, ben kendisine babasından, evladından ve bütün insanlardan daha sevgili olmadıkça, tam iman etmiş olmaz. Buhari Enes b. Mâlik’ten rivayet edildiğine göre Rasûlullah şöyle buyurmuştur Biriniz, kendisi için sevdiği bir şeyi, kardeşi için de sevmedikçe, tam iman etmiş sayılmaz. Buhari Allah için seven, Allah için nefret eden, Allah için veren, Allah için tutumlu olan, imanını tamamlamıştır. Ebu Ümame radıyallahu anh. Ebu Davud Kalbinde zerre kadar imanı olan kimse, cehennemden çıkar. Ebu Said radıyallahu anh. Tirmizi Şüphesiz Allah, yalnız kendi rızasını isteyerek, “La ilahe illallah” diyen kimseye, ateşi haram etmiştir. İbn Şihab radıyallahu anh. Buhari Ebû Hureyre’den rivayet edildiğine göre Peygamber şöyle buyurdu Muhammedin nefsi elinde olana yemin ederim ki, yahudi olsun, hıristiyan olsun, bu insanlardan beni duyup da, getirdiğim kitaba iman etmeden ölen kimse, kesinlikle cehennemlik olur. Müslim Iyâz b. Hımâr el-Mücâşiî’den rivayet edildiğine göre, bir gün Rasûlullah “Dikkat edin, Rabbim bana öğrettiklerinden sizin bilmediklerinizi bugün size öğretmemi emretti.” diyerek başladığı hutbesinde şöyle buyurmuştur “Ehl-i cennet üçtür Adil, sadaka-zekât veren yardımsever ve başarılı bir yönetici, bütün yakınlarına ve müslümanlara karşı merhametli ve ince kalpli kimse, iffet ve namusuna düşkün, bakmakla yükümlü ve sorumlu olduğu kimseler olmasına rağmen dilenmekten çekinen kişi.” ez-Zührî diyor ki Enes Rasûlullah’ın şöyle dediğini bana haber verdi “Birbirinize kin ve düşmanlık beslemeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin. Ey Allah’ın kulları, kardeşler olun! Bir Müslüman’ın, üç günden fazla kardeşine küs durması helal olmaz.” Ebu Hureyre’den rivayet edildiğine göre Peygamber’imiz buyuruyor ki İman yetmiş küsür —veya altmış küsür— kısımdır. Bu kısımların en faziletlisi “lâilâhe illallah” demek en aşağı derecelisi de yoldaki engeli kaldırıp atmaktır, hayâ imanın kısımlarından biridir. iman ile ilgili hadisler konumuzdan sonra diğer konularımıza da bakabilirsiniz… Semih YAŞAR Ahirete iman ile ilgili ayetler İman ile ilgili sözler

iman esasları ile ilgili hadisler